kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2012 Cumartesi

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Reminiscences of a Stock Operator by Edwin Lefevre






Muazzam bir eser..Gerçek spekülatörün data tutması,deneyimlerini paylaşması bu kadar iyi anlatılabilirdi.


http://www.trading-naked.com/library/jesse_livermore.pdf


http://reminiscencesofstockoperator.blogspot.co.uk/


Halka hizmet ,hakka hizmettir. Yaşasın paylaşımın, kitapların mülksüzlüğü :)


20 Nisan 2012 Cuma

Zen and the Art of motorcycle maintenance







""to tear down a factory or to revolt against a government or to avoid repair of a motorcycle because it is a system is to attack effects rather than causes; and as long as the attack is upon effects only, no change is possible. The true system, the real system, is our present construction of systematic thought itself, rationality itself, and if a factory is torn down but the rationality which produced it is left standing, then that rationality will simply produce another factory. If a revolution destroys a systematic government, but the systematic patterns of thought that produced that government are left intact, then those patterns will simply repeat themselves. There’s so much talk about the system. And so little understanding.”"


 R. M. Pirsig

22 Aralık 2011 Perşembe

kinyas ve kayra- 3 noktayı çok seven genç edebiyatçı arkadaş

""eskiden hayata farklı bakanlar bulurlardı beni. gerçek entelektüeller, anarşistler, nihilistler… mıknatıs gibi çekerdim toplumun dışında yaşamayı seçmiş robinson crusoe’ları. ama şimdi seyrek de olsa benimle karşılaştıklarında başlarını önlerine eğiyorlar, bakışlarımızın kesişmesini engellemek için. çünkü anlayabildikleri kadar anlıyorlar benim artık uzun, alkollü, yüksek sohbetlerden eyleme, gerçeğe geçtiğimi. ve korkuyorlar. çünkü onların oynadıkları oyun, günün üç saatini, içlerinde bağırıp çağıran anarşiste ayırıp geri kalan zamanında normal bir insan gibi yaşamaktan ibaret. çok azı söylediklerini yapar. çok azı gece anlattığını gündüz yaşar. bunlar daha çok düşünsel kurt adamlardır. barış ve anarşi işaretlerini sokaktaki aynı kadın heykelinin iki göğsüne çizenler bu salaklardır işte. coşarlar insan hayatının değersizliğini anlatırken. ama daha sonra işkence gören bir teröristin haberi karşısında, en çelik hümanist kesilip insan haklarından dem vururlar. çelik hümanistler çelik kapı taktırırlar evlerine, adlarına methiyeler dizdikleri kaosun, devrimin geldiği gün kedilerine bir zarar gelmesin diye. sağdan nefret ederken soldan da etmeyi unutanlardır bunlar. kişisel muhalefetlerine bir kalabalığın fikrini eklemekten zevk duyarlar. “sola daha yakınım !” derler utanmadan. gölgesiz yaşayamazlar, yalnız kalmaktan ödleri koptuğu için. yakın olmazlarsa herhangi bir tarafa, yok olacaklarını düşünürler. açık deniz adamlarının yanında karadan uzaklaşamayan dubalar gibi dururlar. Dünya üzerinde faşistin ne kadar iğrenç bir tarihçesi varsa, komünistin de o kadar saf, kötü bir geçmişi vardır. ne de olsa ikisini de insan icat etmiştir !”""


 çok iddalıı bir çocuktan ::




ve arap yarımadasında var olabilmek için ya ibne ya da silah kaçakçısı olmak gerektiğini anladım. ben ikisi de değil dim.(bence ikisi de olamiyack kadar kitap çocuğusun zaten) ama adına çöl denilen, küreğin batmadığı denizde yaşayan insanların hiç de hak etmedikleri bir tarihleri vardı. bir zamanlar dünyaya hükmeden esmer savaşçıların düştükleri durumu görünce zamanın ne kadar nankör olduğunu anladım. geçmiş hiçbir şeydi. kuma kendini gömüp yeniden arap medeniyetinin hüküm süreceği günleri beklemek ve o gün gelene kadar birbirlerini öl dürmek yapabilecekleri tek işti. ben de onları seyrediyordum. on altı yaşıma kadar hep seyrettim zaten. hep iyi bir izleyici oldum. on altımda bozuk arapça, pokerde kazanılmış bir hançer ve bronz bir tenle avrupa'ya geldim.

eski kıta beni bekliyordu. bir dejenere sürüsünden başka bir dejenere sürüsünün içine düşmüştüm. burada silah kaçakçısı da yoktu. hepsi ilk gruba dahildi. ve daha yakınlaşmadan hiçbirine, nefret etmiştim hepsinden de. iki dünya savaşını da bu geri zekâ lıların başlatmış olmasına hiç şaşırmamak gerekiyordu. birbirlerinden o kadar korkuyorlardı ki aynı metroda beş yüz kişi yolculuk yaparken duyulan tek ses makine gürültüsüydü. halkı aptal ama azınlıkları var olma çabası içinde yarı tanrılar yaratmış bir toplum. bu yan tanrılar bugün üstünde yaşadığımız dünyanın edebiyatını, müziğini, resmini, politikasını belirlemiş olanlardı. ve ben onları sokakta göremiyordum. kapalı kapılar arkasındaydı avrupa'yı yönetenler. halkın karşısına çıktıkları anda çiğ çiğ yenecek lerini bildiklerinden, ukalaca taktıkları yüksek kültür maskesini sadece birbirlerine gösteriyorlardı. sömürmeye ve sömürülmeye hayatın amacı olarak bakan bu açık tenli ırk, belki de doğanın en büyük hatasıydı... atom bombası oraya atılmalıymış. deniz olma lıymış oralarda balıklar bile daha iyi geçinirmiş birbirleriyle!

ama bütün bunların ne önemi var? entelektüel sapkınlıklarıyla ve dünyanın diğer bütün kıtalarına karşı hissettikleri korku ve nefret kokteyli duygularıyla, son olarak da yeryüzünün görüp gö rebileceği en salak turistleri olma unvanlarıyla avrupa halkı ken dini öldürmek ya da öldürtmek için bütün nedenlere sahiptir. sosyal devlet dedikleri, bana kalırsa gestapo düzeninden başka bir şey olmayan sistemleri, sokakta biri düştüğünde ambulans gelene kadar, yerde yatanın kendileri olmadığı için şükretmele­rinden ibarettir. arap hiçbir sakınca görmeden hiç tanımadığı, kendinden geçmiş yerde yatan bir adamı sırtlayıp en yakın hasta neye koştururken avrupa insanı aynı adama, adını yeni öğrendi ği bininci mikrobu kapmamak için bir metreden fazla yaklaşamaz bile. çünkü avrupalının altına yapacak kadar korkması için bir şeyin ismini bilmesi yeter, isimsiz canavarlar sadece arap'ı kor kutur. herkesin kendine göre bir paranoyası var. iklimden, saç renklerinden, el parmaklan uzunluğundan ya da her neden kay naklanıyorsa! herkesin tercih ettiği bir ölüm var...

her neyse, zaten üzerinde yaşadıkları çirkin kara parçasına sı kışmış, birbirini yiyen, ortaçağ'dan beri gelen eş değiştirerek yaptıkları salon danslarından ahlak anlayışları nı değiştirmemiş avrupalıları hayatımın geri kalan kısmında da çok iyi tanıma fırsatım oldu. 

21 Aralık 2011 Çarşamba

Kinyas ve Kayra

Türkçe'de böyle bir kitap yazıldığı için gurur duyuyorum. Bu kitabı çok sıkıcı bir yerde okumam da ayrı bir şans. Hakan Gündar'ın beyninden fışkıran deneyimler de hayaller de o kadar etkileyici ki ,,devrik cümleleri filan hiç siklemiyorsunuz. Hep bir an sonrasına hevesleniyorsunuz,hiç bir olasılık bile düşünemeden. hayal gücüyle,yaşanmışlıklar,ve artistik reddediş: görmüş geçirmiş-sofistike çünkü. Anarşizmi bile anarşist bir tavırla reddeden,inanılmaz benzetmelerle kafa yorduğu,yaşadığı,hissettiği herşeyi vurgulamış efsanevi bir kitap.. kaybolanların,bu coğrafyada outsider olanların,zihinsel ölümü,çözümsüzlüğün ötesinde huzuru arayanların 500 sayfalık uyuşturucusu,soluksuz bir meditasyonu. Bazen düşündürüyor, deneyimlerimiz yaşımız artıkça-heycanı kaybettikçe- yaratıcılkta ters orantılı olarak azalıyor mu ne? kitap kapağını yapanında ayrıca a.q. yim. aslında hayat gibi,mükemmel bir içeriğe ,B tipi bir kapak :P

20 Ağustos 2011 Cumartesi

iyi bir kitabın etkileri



iyi bir kitap,insanın dusunce yapısını duzeltip,akıl saglıgına gecici bir sure icin ulasmasını bile saglayabilir. iyi bir kitap ,bilgisayara format atıp yeni sistem kurmak gibidir.(Platon,benzetmelerle herşeyi açıklayabilirsin??) iyi bir kitap yolunu kaosun ortasında kaybetmis grift beyinlere yeni bir soluk,güzel bir opucuk ,bir yolculukta tanısılan kısa donemli bir iliski gibidir :)

kitap bitince ,etkisi uzerinden kalmaya baslayıp,modern hayatın sıkıcı,varlık icinde yokluksal figuru ustunuze oturunca ,isten okuldan .. donunce o mal agırlık bunaltı cokunce ustunuze...yapacak birsey yok...cember yeniden baslar,,ama bu sefer etki yeni bir kitapla daha az olabilir =)

evet ben ,o eski zamanlardan gelen,kitapların hala dunyayı degistirebilecegine inanan romantiklerdenim =)
cheers,darling





28 Aralık 2010 Salı

master i margarita

Andrei Tarkovski : "...neden usta ve margarita'nın filmini yapmıyorum? çünkü o dahiyane bir roman. fakat bu ne yazı, ne konunun tretmanı, ne olay örgüsü ne de dil meselesi..."


http://www.lib.ru/BULGAKOW/master_engl.txt

29 Eylül 2010 Çarşamba

Lila // Zen ve motosiklet bakım sanatı

"Statik ve dinamik niteliği aynı anda elde etmek. Eğer bilimsel bilginin temel olarak kullanılacak statik biçimlerinden yoksunsanız mağara adamından bir farkınız yoktur. ama bu biçimleri değiştirecek özgünlükten yoksunsanız daha ileriye doğru hiçbir gelişimi gerçekleştiremezsiniz."





Özgürlük bir anlam taşımaz.Özgürlük yanlızca,olumsuz birşeyden kurtulmaktır. Özgürlüğün böyle kutsal olmasının nedeni,insanlar onun sözünü ettiklerinde asıl kastettikleri Dinamik nitelik olmasıdır.

Statik bir bakış açısından bakılırsa sosyalizm kapitalizmden daha ahlaklıdır. Daha yüksek bir evrimleşme düzeyidir. Akılsız geleneklerle değil,aydınca yönetilen bir toplum demektir.Sosyalizmin itici gücü budur.Ama işin içine katmadıkları ve Sosyalizmin planını bozan,belirsiz Dinamik nitelik kavramının yokluğudur. Hangi sosyalist kente giderseniz gidin,bunlar sıkıcı yerlerdir,çünkü orada Dinamik Nitelik azdır.

Başka herşey gb insanlarda paralel halde,seri halde olduğundan daha iyi çalışır ve bu serbest girişim kentinde olanda budur. Herşey sosyalist bir biçimde,bürokratik bir seri halinde düzenlenirse karmaşıklığın artışı hata olasılığını arttırır. Ama herşey serbest girişim paraleli şeklinde düzenlenirse karmaşıklığın artışı Dinamik niteliğe daha iyi yanıt verebilecek çeşitliliğin artışına ve başarı şansının artmasına yol açar. Bu kenti etkin kılan bu çeşitlilik ve paralelliktir.


R.M.P.

13 Haziran 2010 Pazar

For whom the bell tolls --ernst hemingway



Que puta es la guerra!!

"özgürlük de aynı aşk gibidir. düzene sokulu vermeye çalıştığı anda uçar. geriye kokusu kalır. diğer aptalları sürükler. çünkü dünyayı güzelleştirecek olan, düzenli adımlarla kolkola yürüyenler değil, düş kuranlardır."

iç savaş,realizasyon,deneme,kaos-kaos,svoboda,guapa,esta muy lejo!
tavarish, guerra civil,anarchia,ruskhi,equality,valencia commun

valencia,barça,madrid,madrid,valladolid
from the preface:
"no man is an island, entire of itself; every man is a piece of the continent, a part of the main; ... therefore never send to know for whom the bell tolls; it tolls for thee"

"ben çirkin doğdum.hayatım boyunca çirkindim. Sen,ingles kadınlar hakkında hiçbirşey bilmeyen. çirkin bir kadının neler hissettiğini bilir misin? bütün bir hayatın boyunca çirkin olmanın ve içinden güzel olduğunu hissetmenin ne olduğunu bilir misin? bu çok enderdir."