yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2012 Pazartesi

Taken-2



Gerçekçilik,yaratıcılık adına hiç birşey yok.İçi bomboş bir kalıptan ibaret, uyduruk bir senaryoya ve buna gayet uyum sağlamış bir yönetmen.
 İstanbul tanıtılıyor, ama bunun hiç de iyi bir tanıtım olduğu söylenemez, iyi niyetli olduğuysa hiç söylenemez..
'standart' bir batılının oryantalist gözlüğüyle bakılan İstanbul :
 ""Devasa yükler taşıyan hamallar, daracık pis sokaklar ve varacakları yere  Kapalıçarşı'nın falan çatısından gitmeyi tercih edenler de cabası..Sene 2011 polis arabaları Murat 131 :D,Amerikan büyük elçiliği Eminönü'nün ortasında :D
Bir de kafasına göre, şehrin her yerine el bombaları fırlatan, Amerikalı sikko ya da geri zekâlı diyebileceğimiz bir kız mevcut :D
 Protagonist, gözü kapalı bir durumda arabayla kaçırılarak götürüldüğü yeri, o süreçte duyduğu ve hafızasına kaydettiği 'aktüel' sesler yardımıyla daha sonra arayıp buluyor....Mc Guiver bok yemiş a.q.
Puan mı ? 1/10. İzleyerek ,boşuna hiç zaman kaybetmeyin.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Allen Ginsberg'ten Can Yücel'e






Aynalar insan değil
Aynalar insan
Hem de ikisi
Hem insan hem ayna
İster manhattan’ın doğu yakasında
İster boğaz şehrinin Kumkapı’sında
Herkes yalanları söyler
Doğruları söyleyerek
Yeni rakı masasındaki sarhoş ağızlar bile
Allen Ginsberg
19.06.1990

8 Şubat 2012 Çarşamba

Tanrı’yı sevenler ve Tanrı’nın sevdikleri

Metin Münir'den çok güzel bir yazı:


""Erdoğan dindar gençlik yetiştirmek istiyor. Büyüklerine isyankâr olmayan, milli, manevi değerlerine bağlı, uysal, çağdaş bir nesil.
Kendine bol şans dilerim. Ama bilmesi gerek ki bu tür projeler bugüne kadar hep totaliter ülkelerde uygulamaya konuldu. Ve hiçbir zaman başarıya ulaşmadı.
Bu gerçek geleceği kontrol edebileceklerini sananlar için hiçbir zaman caydırıcı olmadı. Yöneticiler belli bir güven ve kibir düzeyine ulaştılar mı her şeyi yapabileceklerini sanırlar.
Tarih ise “Çoğu denedi, kimse başaramadı” diyor.
Sovyetler Birliği çökmeden önce, Ruslar da dinsiz nesiller yetiştirmeye çalışmışlardı.
Ne oldu? Sovyetler Birliği dağılır dağılmaz, Rusya’da ve bütün Hıristiyan Sovyet ülkelerinde, kiliseler, hiç kapanmamış gibi, dolup boşalmaya başladı.
Göbekli piskoposlar, büzüldükleri yerlerden çıkıp ipek elbiseleri, altınları ve elmas ve yakut yüzükleri ile cumhurbaşkanlarının yanında poz verir oldular. Çanlar, hiç susmamış gibi, çalmaya devam etti.
Hitler, Mussolini, Franko, Stalin, Castro, Mao Zedong, Pol Pot da kafalarına göre gençlik yaratmaya kalktı. Dehşetli kanlı olaylar yaşandı. Sonra başlanılan yere geri dönüldü.
Bugün kapitalizmin en sert uygulandığı ülkeler bir zamanlar komünizmin en gaddarca uygulandığı ülkeler idi. Çin, Rusya ve hatta Vietnam.
Atatürk de laik bir gençlik yetiştirmek istemişti. O da beceremedi.
Erdoğan da dindar bir nesil yetiştirmeyi deneyecek, o da beceremeyecek.
İnsan doğası değişmez. Gençlik itaat değil baş kaldırma çağıdır. Gençler, öyle onun bunun kafasına göre kalıba girmez. Dinler, kafasını sallar, kabullenmiş gibi görünür, gider, bildiği gibi olur.
Olabilirse, tabii. Olamazsa, olmuş gibi görünür. Ta ki olabilinceye kadar.
Bu gerçeği değiştirmek mümkün değil. Denemek mümkün, ama başarmak imkânsız.
İran deniyor, işte. Mollalar bir gitsin bakalım kaç tane çarşaf giyen kadın kalacak. Ya da sakalı yolunmamış kaç molla.
Ben olsam iyi eğitimli bir gençlik yetiştirmeye çalışırdım. Dindar veya dinsiz nesiller yaratmaya çalışmak boş iştir. Ama iyi eğitimli gençlik yaratmak mümkün. Zor ama mümkün. Ve bu olmadan hiçbir şey olamaz.
Bizim gibi az gelişmiş ülkelerle zengin ülkeler arasındaki farkı yaratan gelir değildir. İnanç da değildir. Eğitimdir.
Ben olsaydım, bütün paramı kaliteli eğitime harcardım. Hayat değiştirici, hem kişiler hem ülkeler için sınıf atlatıcı tek şey eğitimdir. Geçen yüzyılda en hızlı kalkınan ülkeler eğitime en fazla önem verenler oldu. Aralarında biz yoktuk.
Bir Tanrı’yı sevenler var, bir de Tanrı’nın sevdikleri. Bunların kim olduğunu, nasıl yetiştiklerini kimse bilemez.""


8-şubat-2012

17 Şubat 2011 Perşembe

Müthiş bir yazı

""Duymaktan hoşlanmadıklarımızı duyduğumuz rejime verilen ad ‘demokrasi’dir, derler. Kim başkasının düşüncesine tahammül edemiyorsa ondan korkulur. Bu gerçek çok çabuk unutulur.
Ben, laiklikten bahsedildiğini duymak istemem. Sen, Fethullah Gülen’den nefret edersin. O, Kürtlere özerklik verilsin dendiğinde köpürür. Bir başkası, “Ermenilerin soykırım iddiası doğrudur” dendiğinde çileden çıkar.
Olabilir. İngilizler, “Bir dünya yapabilmek için çok çeşitli insana ihtiyaç vardır” derler. Kimi kültürler bunu benimser, kimisi reddeder. Bazıları, kendilerini, toplumu tek tipe çevirme sevdasına kaptırır.
Bunlar kendi doğrularından başka doğru olduğuna inanmayanlar, kendilerine ters gelen düşünceleri savunanları susturanlar, dünya cennetinin tek bir düşüncenin bayrağı altında kurulacağına inananlardır. Dünyada en çok kırıma, yoksulluğa, mutsuzluğa yol açanlar bunlar ve bunların peşinden gidenlerdir.
İşte Hitler, Stalin, Enver, Mao, Pol Pot. İşte yanı başımızda yaşayan mollalar. İnsan kendini tutamaz. En kutsal kitapları ve emirleri bile güce ve paraya çevirmeye koyulur. Peygamberler ölür, yolları Tanrı’ya giden yollar olmaktan çıkar, iktidara ve bankaya giden yollar haline gelir. En yüce düşünceler menfaat dünyasında cüce olur.
İnsan insanının geliridir. Doğası değişmez. Mao milyonlarca insanı yerinden edip açlıktan öldürürken Hitler’in değişik bir versiyonu olduğunu aklından bile geçirmiyordu. O kendini bir kurtarıcı, tanrısız bir Mesih sanıyordu. Kamboçya’yı bir iskelet tarlasına çeviren Pol Pot da.
İnsanın değiştirebileceği tek şey kendisidir. Dünya cenneti, şanslı isek eğer, yakın çevremizde meydana getirebildiğimizdir. Gerisi tehlikeli insanların gördüğü bir rüyadır.

Ümit var mı?
Dünyada yaşayan tek ölümlünün erkek olduğu çağlarda Prometeus tanrıların tanrısı Zeus’un emirlerine karşı çıkarak göklerden ateşi çaldı ve insana verdi. Zeus Prometeus’u cezalandırmak için ilk kadını yarattı ve onu Prometeus’un kardeşi ile evlendirdi.
Kadının adı Pandora idi. Zeus Pandora’ya evlilik hediyesi olarak bir kutu verdi, hiç açmamasını emretti. Ama Pandora merakına yenildi ve kutuyu açtı. Ölüm, hastalık, yeis, kötülük, fesat, yaşlılık, nefret, şiddet, savaş ve diğer bütün kötülükler kutudan kaçıp dünyaya yayıldı.
Pandora kutuyu kapattığında içinde son bir şey kalmıştı: Ümit.""

Metin münir

8 Aralık 2010 Çarşamba

sonbahar daralması



Kasıp,fiziksel-zihinsel olarak yorulup bir bilgisayar oyunu oynadığım bir film izlemek için zaman yaratmaya uğraştığım zamanları özlüyorum...o zamanlarda bir yaşanmamışlık vardı ama ilk basit fırsatında köküne kadar değerini biliyordum. İlk kez yaşamak,ilk kez bir kızı öpmek,ilk kez avrupaya gitmek,ilk kez motosiklet sürmek,ilk kez arabayla ibrenin 160ı vurması,ilk kez radioheadi canlı dinlemek gibi,dostum =)
Bir amac için yaşıyorsan,bir amaç seni yönlendiriyorsa,yaptığın şeylerin arkasında bir adanmışlık varsa,,hayatın temiz-gönlün açık,,sonuçta o yolda başarısız olsan bile mutlusundur kardeşim...çünkü denemişsindir ölümüne!
öteki türlü mü,öteki türlü heycanını kaybedersin,çoğu dünyasal zevkin bir anlamı yoktur senin için...şansızlıkları,boyutsal olarak aşçak olgunluğa gelemessen nedenlerde kaybolursun..Nedenlere verirsin herşeyi,,boktan hissedersin dostum emin ol bombok...tatsız tuzsuz...