calcio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
calcio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2015 Pazar

Umut Bullet,,futbola ihanet


futbolun igdam sehpasi..Seni Turk futboluna kazandirani ....

eksi sozlukten bir alinti

""kendisi değil galatasaray' da, şu an hiçbir süper lig takımında ilk 11 başlayamaz.

bakalım dilerseniz;
beşiktaş: m. gomez
fenerbahçe: v. persie
akhisar: rodallega
rize: kweuke
eskişehir: gekas
kayserispor: derley
kasımpaşa: eren derdiyok
bursaspor: necid
gaziantep: muhammed
mersin idmanyurdu: wellinton
trabzon: cardozo(yedek bu adam)
sivasspor: enoramo
konyaspor: rangelov
başakşehir: mehmet batdal
gençlerbirliği: stancu
antalyaspor: etoo
osmanlıspor: webo

hadi sırf isminden(geçmiş kariyeri yani) dolayı 5 takımın ilk 11 oyuncusu olabilir diyelim ama bursaspor, trabzonspor, başakşehir gibi muhtemelen ligi ilk 6 içinde bitirecek takımlarda ilk 18' e bile giremez. bana deseniz ki beşiktaş, fenerbahçe ve trabzonspur' u çıkartıp kura çekeceğiz. hangi takım gelirse gelsin onun fovreti ile umut' u takas eder misin? üzerine maaş yükünden de kurtulacağım için 500 bin euro daha veririm.

bu arada aranızda belki ''yok abi abartma, akhisar' da filan oynar'' diyen varsa çok samimi söylüyorum rodallega galatasaray' da olsa burak' ı da keser. umut bir tek sivas ve mersin' de ilk 11 oynayabilir onun sebebi de eneramo ve wellinton' un dipte olmasıdır.""


Bu da oynu muthis oyun zekasini gosteren kosulari :D topsuz oyunu.

https://twitter.com/gshaber24/status/659265219626192896

Hamzaoglu iyi niyetli ,gercek Galatarasayli bir hoca,cimbomun cok zor donemlerinden birinde takimin basinda..ama bu adamdan sadece kosmasi,hava topuna cikmasi icin GS gibi bir klupte umut bulutu 11de baslatmasi,kan aglatiyor herkesi...umut bulut futbola ihanet 


25 Ekim 2015 Pazar

El sikko fenerbahce 1 galatasaray 1


Bir maç düşünün ki temel oyun kurma organizasyonu,topu kaleciye geri yolla,muslera şişirsin Fenerbahçe defansı,DMCleri kafayla müdahale etsin. Sonra aynı döngü tekrar..
Bu mudur arkadaş geriden ileriye top çıkarma?
Fenerbahce oyuna full defansif 2 kasap DMC ile başlıyor kendi sahasında?
TR deki futbol kalitesi bu kadar işte.

Hamza gerçekten çok şanslı bir insan,adeta bal damlıyor,okutmuş-muskalı. Elinde olmayan nedenler de var.GS küçülmeye gitti,düzgün transfer yapamadı,meloyu satmak zorunda kaldılar. ama arkadaş bu kadar bagnazlıkla Bilal - umut bulut inadın nedir? Jose Rodriguez 5 maç üstüste oynasa illa hata yapar ama 20 yaşında ipanyol taş gibi ortasaha oynucun olacaktı şuana kadar..bu kadar duygusal davranılır mı ??Hadi onu geçtim,Bilal Benfica maçında yorgun dönmş 2.yarının başında sok Jose,yi güçlendir orta sahanı.
Fenerbahce golu atana kadar iyi bastırdı,taraftar destegiyle oyunu yıktı cimbomun sahasına. Golu buldu pereriara oyunu soguttu,1-0 a yatmaya kalktı. Fakat futbol enteresan oyun,80.dakıkadan sonra olan bir gol bütün taraftarıda, planlarıda iptal edebiliyor.
Enteresan bir olayda maçta iki taraf içinde golleri atan oyuncular,gecen yıl her iki takımda da kendini ispatlayamamış,ödenen bonservisin hakkını verememiş isimler oldu.
Bu futbolla Ne Galatasaray, ne Fener Benfica -Ajax ın bir seviye üstü takımlara karşı birşey yapamaz.
Türkiye,nin ekonomisindeki,eğitim ve adalet sistemlerindeki tıkanıklık futbolda da aynı şekilde.

Yazık.

Not: Artık podolski,Nani gibi 30 unu devirmiş yatmaya 3 milyon euro garanti paraya gelen kanat oynucusu,merkez ortasaha oynucusu almayın. Markovic,Rodriguez,Ozan,Gökhan gönül gençliği,Ribery Gs ye geldiği hali,Bruma,Stoch,Adrian ilie böyle genç parlarsa bonservisi uçacak,
5 yıl takımların kullanabileceği oynucular peşinde koşmalı büyük Türk klüpleri.

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Galatasaray 2015


Galatasaray ın cok deneyimli ve yaşlı bir kadrosu var. Türkiye liginde büyük maçları,stresli anları oynamayı biliyorlar. Çok iyi bir kalecisi var,Muslera. ve dünya çapında,sorumluluk almayı bilen takım ortalamasından 3 gömlek üstün bir 10 numarası var. Ayrıca bu yıl frikik,korner duran top organizasyonlarında da cok basarılılar.
Yanlış planlanmış bir kadro düzeni var.Yedek klubesi zengin oldugu kadarda lüzumsuz olan bir takım.
Tarık çamdal (bal yapmaz arı) 4.75 milyon euro, olcan 4.25 milyon euro ,dzemaili 2 milyon euro. Yekta 3 milyon euro. Bruma (ne yazık ki tutmadı ve taraftarda oyuncuya cok büyük baskı uyguluyor her iç saha maçında) 10 milyon euro.
Hamit 3 milyon euro maaş. Pandev 2.5 milyon euro maaş. Dzemaili 2.5 milyon..Eboue oynamadan 2.5 milyon euro??? Aydın yılmaz diye bir adam hala bizim kadroda bulunuyor,düşünebiliyor musunuz..SSK holding..yedek kaleci sinan bolat bile 1.5 milyon dolar kazanıyor..böyle bir kadro yapılanması mı olur? böyle bir accountingle tabiki borç batağında olursunuz.

Bu yıl stresi kaldırabilen deneyimli kadrosu ve hamza hocanın azmiyle Galatasaray şampiyonluğa yakın. Ama aynı kadro korunup kritik noktalara klas-nokta isimler alınamazsa seneye şampiyonlar ligi bu yılki gibi çok büyük hayal kırıklığı olabilir. Arsenal,dortmund, hatta Andarlecht bile Galatasaray a karşı çok hızlı ve tempolu geldiler..Aynı seviyede oynuyamadık bile.
Bazı şansızlıklar da oldu tabi,,gereksiz bir hocanın takımı katletmesi,,başkanın ekimde kaçıp gitmesi..yapacak birşey yoktu 2014 sonbaharında...Ama Galatasaray ın akıllı hamleler yapıp ,minimum zararla önüne bakması gerekiyor.

sağ bek..Sabri 31 yaşında hala beyniyle oyunu yönlendiremiyor.gelişme var ama hala vasat. Tarık ne yazıkki defans anlayışı yok. Eboue nin genci,dirisi gibi güçlü teknik bir adam lazım.

defansta Chedjou istikrarlı bu yıl. Hakan balta olgun,iyi bir yedek..Semih kaya italya'da inşallah şansını dener..büyük denizde mücadele etmeden kendini geliştiremezsin. Semih giderse ya da yerine Mexes gibi deneyimli,atletik,bezdirici ama akıllı bir defans oyuncusu almalıyız kesinlikle.sol bek alex telles gelişim gösteriyor.

bruma kiralık gidebilir..tutmadı ne yazıkki..sakatlanmasa,yada Terim kalsa cok farklı bir kariyer hikayesi olabilirdi. hızlı değilde merkezden giden bir takım kurulacaksa baklava-diamond vs... emre çolak buraya monte edilebilir.
göbek melo - selçuk (yedek hamit- yekta) Türkiye ligi için lüks bile ..ama yukarda belrittiğim gibi şampiyonlar liginde hızlı oynayan takımlar kevgire çevirir,top kapamadan maçı bitirir bizim bu yaş ortalamasındaki orta göbek... tamam gidip pogba ayarında adam alın diyen yok ama,buraya çok güçlü,yıldırıcı çok koşan bir adam bulmamız lazım kesinlikle...defansif yönü çok güçlü olan..o adam bulunursa selçuk kalan ince işleri yapabilir..bu yıl formunun zirvesindeydi.

sol açık yasin çok formda,,gerçekten...gönül Draxler,meyer karışımı birini isterdi emre yada yasinin yerine ama eldeki imkanlar belli...
sneijder kesinlikle kalmalı sözleşme uzatılmalı...

bir kanat forvet alabilirsek,podolski tipi..kewell ı anımsatan hem ceza sahası içi hem dışında senede 7-10 gol atabilecek teknik bir oyuncu çok iyi olurdu.

forvet konusunda bu yıl burak yılmaz başarılıydı.çok istekliydi..ama yapabilecekleri,kapasitesini yıllardır görüyoruz. bence Fernandao vs yerine şampiyonlar liginde mücadele etmek istiyorsak güçlü ve son vuruşu başarılı bir adam bulabilmeliyiz.. Huntelaar biçilmiş kaftan olurdu ama öyle bir bütçe ile zor ...yada Llorente ya da Van persie tipi bir forvet..Galatasarayı uçururdu.

Umut bulut bence gönderilmeli.bu yıl 10 gol attı..mücadele,pres vs de..kaval kemiğiyle top istopu yapan bir adam...Real madrid e estetik gol atsa nolur ki...ayrıca yaşlandı,,en önemli özelliği olan fizik gücüde düşmeye başladı. italyan ventola,vieri yaşlıyken bile son 20 dakka sok işi bitirsin tipi bir adam asla değildi o yüzden bence cimbomda yeri yok bu adamın.

yedek forvet Galatasaray alabilirse, muhammet demir efsane olurdu,,tanju gibi bitiricilik var..kafa ayak mesafe farketmiyor adama..ama 5 milyon eurodan aşağıya bırakmazlar.
yukarda bahsettiğim 4 yanlış /tutmayan transfer nedeniyle ekonomik durum kötü..veremez cimbom bu parayı.
aynı şekilde cavcav, El kabir içinde 5 milyon dan aşağı bırakmaz..yoksa ilaç gibi olurdu El kabir. podolskiye gerek kalmazdı.

onun dışında pandev (ben deneyimli bitirici diye cok ümitliydim),dzemaili,yekta direk uygun fiyata neyse gönderilmeli..yerli sezon sonu sözleşmesi biten ne kadar çöp adam varsa florya ile ilişkisi kesilmeli..

yazı biraz karamsar oldu,,ama Hamza hocanın avrupada başarı için uğraşması gerekiyor


son olarak,parçalı alta beyaz şortlu formayı çok özledik bee..bu ucube formayla olmuyor arkadaş...

22 Kasım 2014 Cumartesi

2014 Galatasaray Çöküş




Herşey yönetimdeki tutarsızlıkla başladı. Aysal bir süre sonra Türkiye bataklığından çıkamayacağını anlayınca,erken seçimle adeta kaçtı. Çok değil bir iki yıla daha kötüyü göreceğimiz için Faruk süren mertebisinde efsane başkan diye anılır.
Galatasarayın forvet hattı dışında kötü bir kadrosu yok aslında. Ama çok şişkin 35 kişi ve düzensiz bir yapı var.
Prandelli 'de SSk için gelmiş Türkiye'ye. Orta düzey italyan takımlarına dönmeden önce altın vuruş 2.5 milyon euro temiz para.
Nasıl bir çapsızlıktır 30 yaşına gelmiş kadro dışı kalmış Sabriye bel bağlamak,Hakan Balta'dan yeniden sol bek yapmak?
Nasıl bir adalettir bu 10 maçtır formsuzum,kötü oynuyorum diye bağıran Burak-Selçuk ikilisini her maç ilk 11 çıkar..Takımın tek süper starı,bir  şutuyla -böyle iğrenç bir oyun anlayışındaki takımı- kurtarabilecek Sneijder yedek..
10 milyon euro bonservis bedeliyle alınmış Bruma,18 kişilik kadroya bile giremiyor. Son 15 dakika bile denemiyorlar adamı. Sol bek diye bayıla bayıla alınan Telles yine kadroda yok. Bu saydıgım genç oyuncular,takım Trabzon maçına 3 yabancıyla başlarken kadroda yok
Bu arada.Bir kez bile top tutamayan,adam geçemeyen Burak'ı çıkarıp ilk 11de Pandev'i denememek,,başarır ya da başaramaz,,tek 1 maç bile denemiyorsun.
Arkadaşım geçen yıl forvetimizde Drogba gibi bir efsane vardı bu yıl düştüğümüz hallere bak.

Roberto mancini cok deneme yapmıştı,devre arası yanlış transferlerde yapmıştı ama en azından takımı çözmüştü.iyi bir forvet alıp,manciniyle yola devam etsek bu kadar madara duruma  düşmezdi takım.

Milan Baros gibi tek bir forvetimiz olsa,geleni atcak yüzünden mücadele okunacak...
Bu devre arası Sneijder de gider..Burak-selçuk-yekta-hamiti ana...... soksunlar artık.

Tarık diye rüzgarın oğlu bir adam almışsın. adam şampiyonlar liginde 2 maç defansif sıçarttı diye direk sil adamı. Bir daha 11 yüzü görmek yok.Abdülrahim istedi diye Sabriyi anında ilk 11e yaz.

Her maç 4-5 değişik oyunucuyla kadro kur. Bu  nasıl bir stabilitedir.Nasıl takım analizidir.Nasıl futbol anlayışıdır??
He bu stabilite mevzunda Türk futbolunu siken adam Tüpçünün sorumluluğu en üst düzeyde tabi ki.

Stabil bir yönetim gelmeden 2-3 yıl görev alacak,düzgün bir teknik direktör başa geçip kadrosunu kurup iyi 3-4 nokta transferle kendi oyununu oturtmadan dostum,,ligde böyle götüm götüm 2-1 lerle devam ederiz.
 Dortmunda,Arsenal de taşşak geçer. Andarlecht'ede yeniliriz. Açık ve net görünen köy klavuz istemez.

Çağın gerisinde kalmış hadi koçum anlayışında Abdülrahim (D)albayrak zihniyetinin Fatih terime ne kadar uygun olduğunu görüyoruz bir kez daha.
At sahibine göre kişner. Ön hazırlık yapmazsan,bir planın olmadan bodozlama iş yaparsan olacağı ancak budur.

15 Temmuz 2014 Salı

Javier Pedrosa Saviola



barcelona formasiyla ilk defa goruldugunde ne kadar heycanlandiriyordu oysaki butun FM 2001 cileri :)

yazi eksisozlukten alintidir:

"
dünya futbol tarihinin en overrated adamlarından biridir. tıpkı ilk parladığı yıllarda yaveri pablo aimar gibi. bu iki adamın aslında bu kadar abartılarak, bizim yıllarca patlamasını beklememiz tamamen barcelona'nın iş bilmez transfer politikası yüzünden olmuştur. keza kendilerinin saviola'yı aldığı dönem aimar'ı da alma girişimleri olmuştu. lakin bir şeyler oldu ve aimar 21.5 milyon avro karşılığında valencia'nın yolunu tuttu. muhtemelen o dönem sözleşmesi bitmişti ve "bana river plate'in çok emeği geçti" ayağına yeni sözleşme imzalayıp, bedavaya gitmek varken hayvani bir bonservisle gitmesinin payı büyüktü. gel gelelim saviola da 36 milyon avro karşılığı barcelona'nın yolunu tutmuştu. hayvani beklentiler vardı. zira bu genç yetenek ilk profesyonel maçına 16 yaşında çıkmıştı. 18 yaşındayken, güney amerika'da yılın futbolcusu seçilmişti ki bu da beklentilerin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. zaten o yıl ilk transfer girişimlerinde bulunulmuş, ailesinin "henüz çok genç" çıkışından sonra 2 yıl daha beklemek zorunda kalmıştı. bu müddet boyunca da river plate'te yine fırtınalar estirmişti. lakin arjantin liginde patlama yapmış oyuncuların büyük kısmı, büyük beklentiler içersinde transfer edilip hüsranla noktalanmıştı. çok az istisna vardır. zira ne kadar yetenekli olduğu bilinen ortega da tam bir tutunamayandı, avrupa futbolundaki istikrarsızlığı ancak buna rağmen arjantin'deki istikrarı bu konu hakkında az biraz fikir sahibi olmamıza yetecektir.

gel gelelim, en istikrarlı arjantinliler bile evin yolunu çok geç olmadan tutar olmuştu. avrupa'da top koşturmuş en istikrarlı arjantinlilerden biri olan veron bile 31 yaşında memleketinin yolunu tutmuş 5 sene daha top koşturarak 2011'de ülkesinin takımlarından estudiantes'te futbolu bırakmıştı. güney amerika futbolu avrupa futboluyla pek benzeşmediği için büyük umutlarla alınan birçok futbolcu, tutunamadan çokça geri dönmekteydi ki buna bir örnek de juan pablo sorin'i verebiliriz. ilk olarak juventus'a transfer olup birkaç maça çıktıktan sonra ülkesine geri dönmüş, başarısız lazio ve barcelona maceralarından sonra psg ile iyi bir ivme yakalayarak soluğu villareal'de almıştı. 2006'daki o meşhur villareal mucizesinde, kadronun en önemli elemanlarından biriydi şüphesiz. şampiyonlar ligine yarı finalde talihsiz bir şekilde veda etmeselerdi belki de barcelona'yı finalde geçerek kupaya uzanacaklardı. kim bilir. gel gelelim sorin, 27 yaşında avrupa futboluna ayak uydurmaya başlamış ve bunun devamını getireceği düşünülürken hamburg'ta bekleneni veremeyince kontratı feshedilmiş sonra tekrar kendini bulduğu cruzeiro'ya geri dönüş ancak 33 yaşında sakatlıklardan ötürü futbolu bırakmıştır. şimdi daha bir ton örnek veririm size. en basitinden daha yeni olan fernando gago örneği var ortada. futbol kulüpleri şunu kestiremiyorlar. mevcut potansiyeli ve gelecekte ulaşabileceği potansiyel ayrımı. bileklerine hakim, hızlı, güçlü, iyi dripling yapabilen her adamı "tamam bu herif gelecekte ortalığına amına koyar" gözüyle değerlendirdikleri için sonuç hep böyle hüsran oluyor. bunlardan birinin ilk örneği işte javier saviola'dır. bu anlamadan, dinlemeden adam alıp gönderme olayını en iyi yapan ve en kötü transfer sistemine sahip, en çok brezilyalı ve arjantinli futbolcuyu almış zaten 2 takım var. biri real madrid, biri de barcelona. şimdi saviola'ya tekrar dönecek olursak.

saviola oynadığı futbolun, gelecekteki beklentilerin farkındaydı. bu beklentileri de kaldırabiliyordu ki 16 yaşından 20 yaşına kadar geçirdiği profesyonel futbol hayatında her geçen gün kendini geliştiriyor, hiç bozulmuyor ve oynadığı futbolun üstüne koyarak oynuyordu. barcelona'ya ilk gidişi heyecan vericiydi. güney amerika'nın en ünlü, geleceği merakla beklenen, arjantin milli takımının eski günlere dönmesindeki yeni umuttu çünkü. sürekli "yeni maradona kim olacak?" tartışmaları sürerken, maradona dakika başı kendine yeni veliaht biçerken, arjantinli futbolseverler milli takımı sırtlayacak bir adamı beklerken saviola hem yeni takımını başarıya ulaştıracak hem de ülkesini büyük başarılara ulaştıracak adam beklentileriyle nou camp'a ayak bastı. o dönem için bir rekor kırarak 1 haftada 5 milyon dolarlık forma satış karı açıkladı hatta barcelona. beklentiler hayvan gibiydi. gel gelelim saviola gardaşımız, ilk geldiği yıl takımıyla aynı performansı sergilemişti. takımı ligte 4. olurken, saviola da 17(36 maçta) golle, gol krallığında 4. olmuştu. tabi aynı gol sayısına sahip catanha ve raul tamudo'nun önünde 4. olabilmişti. ertesi yıl işler saviola için daha kötü bir hale gelmişti. ligin ilk yarısını sadece 2 gol ile kapayan saviola için çanlar çalmaya başlamışken, takımın teknik direktörü van gaal kovulup yerine antiç getirilince biraz kendini bulmuş ve ikinci yarı 11 gol atarak o yılı 36 maçta 13 golle tamamlamış, ilk yılına nazaran, ülkeye ve kulübe daha çok alışıp daha çok gol atması beklenirken daha kötü ve verimsiz bir sezon geçirmişti. bir sonraki sezon rijkaard takımın başına geçmişti. hala çift forvet sistemi o yıllarda devam etmekteydi ve saviola'nın partneri patrick kluivert ile aralarında bir anlaşmazlık vardı. zira saviola'nın river plate'teki parlamasındaki en büyük etkenlerden biri kuşkusuz partneri juan pablo angel'di. benzer bir modele ve tekniğe sahip kluivert ile de iyi anlaşması beklenirken, ilk sezon iyi bir ortaklık sergileseler de ikinci sezonundan itibaren pek yıldızları barışmamış, üçüncü sezonda da en nihayetinde işler iyice kötüye gitmişti. rijkaard'lı sezonda 33 maça çıkmış, partneri kluivert'tan yardımsız bir şekilde 14 gol atmış ancak bu ne kulübe ne de kendisine yetmiştir.

2004 yılında partneri kluivert ile yollar ayrılırken saviola da monaco'ya kiralık gönderilmişti. monaco'da da ligte pek bir şey yapamamış 29 maçta 7 gol atmış ancak avrupa'da 7 maçta 4 gollük performansıyla "eh işte" dedirtmiştir. sezon bitiminde tekrar barcelona'ya dönse de takımda oynayamayacağı için bu sefer de sevilla'ya kiralık gönderildi. burda da monaco serüvenindeki gibi 29 maça çıkan saviola sadece 9 gol atabilmişti. bu monaco performansından sadece 2 gol fazlaydı. ancak saviola yine avrupa kupalarındaki iyi formunun ekmeğini yiyecekti. sevilla'nın 2005-2006 sezonundaki uefa kupası zaferinde 13 maçta 6 gol(turnuvanın gol kralı 7 golle basel'li matias delgado'ydu) atarak büyük pay sahibi olarak, barcelona'ya tekrar dönmesini sağlayacaktı. ancak bu son sezonunda 18 lig maçında forma şansı yakalayabilen saviola sadece 5 gol atacak, kral kupasında oynadığı 5 maçta attığı 5 gol ona iyi bir kontrat sunulmasına sebep olmayacaktı. kontratı biterken barcelona'nın saviola'ya ayıp olmasın diye sunduğu komik rakamlı sözleşmeyi saviola reddedince serbest kaldı ve soluğu real madrid'te aldı. burda geçirdiği iki sezon boyunca pek forma yüzü görmedi zira hayvan gibi bir kadro vardı ve oynayacak potansiyeli yoktu. yedek olduğunu bile bile real madrid'e giden saviola 2 sezon boyunca 16 lig maçında sadece 4 gol atabildi. çıktığı 8 kral kupası maçında da fileleri 1 kez sarsabilen saviola, 4 şampiyonlar ligi maçında da gol yüzü göremedi. bu durumda 28 maçta 5 gol atmış olan ve vasatın çok altında bir performans sergileyen saviola için artık çanlar çalmaya başlamıştı. benfica'nın 5 milyon avroluk teklifini kabul eden real madrid, saviola'yı gönderiyordu. istemeye istemeye de olsa la liga'nın yanında esamesi okunmayacak portekiz ligine giden saviola, 3 sezon boyunca benfica formasıyla çıktığı 69 maçta sadece 24 gol atabilmişti. hem de portekiz gibi sadece 3 takımın bayrağının öttüğü, geri kalan takımların da ligte tutunmaya çalıştığı bir ligte eski kankası pablo aimar olmasına rağmen vasatı aşamamıştı. sözleşmesi sona erince, benfica yeni bir sözleşme imzalamaya yanaşmamış ve tekrar saviola serbest kalmıştı. bu onun 2. siklenmeyişi olsa da artık kariyeri iyice çöküntüye gidecekti. geçen sezon malaga'ya imza attı ve burda tekrar toparlanmaya çalıştı. şampiyonlar liginde porto'yu eleyerek çeyrek finale kadar gelip talihsiz bir şekilde finalist dortmund'a elenen malaga'da, çıktığı 6 şampiyonlar ligi maçında 1 golle takımına katkı yapmıştı. ligte de 26 maçta 8 gol atan saviola, çıktığı 4 kral kupası maçında golle buluşamadı. totalde 36 maçta 9 gollük kötü bir performans gösteren saviola ile malaga da sözleşmesini feshetti ve saviola şu an yunanistan'ın olympiacos takımında forma giyiyor. gün geçtikçe de düşüyor. bu yıl iyi bir performans da gösteriyor aslında çıktığı 4 maçta 3 gol attı ama bütün lig boyunca bu performansı gösteremeyeceğinden hem de yunan liginde bile en fazla 2 sezon oynayacağını ordan da arjantin'e geri döneceğini düşünüyorum.

gel gelelim bu adam nasıl abartıldı da bu hale geldi. saviola river plate'te parladığı zaman kadroda ; roberto bonano, diego placente, roberto trotta, mario yepes, eduardo coudet, juan pablo angel gibi isimler vardı. hatta bunlara ek olarak pablo aimar ve andres d'alessandro genç arkadaşları da vardı yanında. yıllardır beraber olduğu, doğduğu büyüdüğü topraklarda, aynı milli takımda oynadığı arkadaşları, bir aile ortamında oynuyordu kısaca. buna ek olarak 2001 yılındaki u-20 dünya kupasındaki hayvani performansı da vardı. 7 maçta 11 gol atarak, turnuva şampiyonu arjantin'in en büyük silahıydı. gel gelelim onun için sonun başlangıcı aynı yıl gittiği barcelona oldu. daha o düzeyde değildi, çok gençti ve çok acemiydi dünyanın en büyük kulüplerinden birine çok büyük umutlarla ve çok büyük paralar harcanarak transfer edilmişti, böyle olacağı belliydi ki hem onun için hem de aimar için.  saviola o kadar büyük bir kaybeden oldu ki 2009'da, 28 yaşındayken milli takımı bırakmıştı. 2008'e kadar 40 kez arjantin milli takımının formasını giyip 11 gol atarak, ülkesinde onun geleceğini merakla bekleyen futbolseverleri hüsrana boğmuştu ki arjantin çok fazla forvet çıkaramayan bu işte başarısız olan bir ülkedir. yaşadıkları hayal kırıklığı baya büyüktü o yüzden. daha 18 yaşındayken esip gürleyen adam, 23'ünde nerdeyse kaybolmuştu. zaten tarih boyunca çıkardıkları en iyi forvet sergio agüero(messi'yi forvet saymazsan) o da henüz 25 yaşında yani. mario kempes, gabriel batistuta ve gonzalo higuain de eklenebilir ancak saviola beklentilerin çok çok altında kalarak, bugün unutulmaya mahkum futbolculardan biri oldu. bugüne kadar çıktığı 444 maçta 151 gol atarak istatistik açısından da ne kadar sınıfta kaldığını görüyoruz."

Herseye ragmen, olimpiakos yerine umut bulutun yanina yedek klubesinde ufak arjantinliyi gormek isterdim ben cimbomda :) adam finishing sonucta!

Saviola yi animsatan kariyer dususuyle bir Baros gelmisti cimboma,ama o Galatasaray'da uzun sure ust duzey futbol oynadi, kariyerinin en guzel donemlerini yeniden gordu.(her ne kadar Baros doneminde Galatasaray hep eksik kadrolar,dandik zihniyet urunu yapilanmalar olusturuyordu. bkz .Adnan polat)

13 Aralık 2013 Cuma

Galatasaray zoru sever /sezonu yeniden başlatan maç



Ne zaman güçlü,Avrupalı bir takım çıksa karşısına..Ne zaman ümitler,beklentiler kesilse,kritik bir dönemeç olsa,orda Cimbom yeniden doğar.
Sever zorluğu,yüksek konsantrasyonu,avrupa gazetelerinde spor sayfalarında vurgulanmayı:)

Yeni bir hoca,takımı tanımıyor. bir önceki antrenör full atak düşüncesideyken,yeni T.D. daha defansif,daha sağlamcı (Lucescu styla) bir futbolu seviyor.Takımın omurgasının en kritik 2 noktası Muslera Sneijder form tutamadan yeni dönmüş takıma.



Ağır Kopenhag/Fenerbahçe/R.Madrid mağlubiyetleri takımın güvenini yok etmiş. Yeni hoca ve yabancı oyunculara şerefsiz basın bel altı vuruyor yazılarında.Bütün bir olumsuzluklar da çok kritik bir avrupa maçına son 2yılın italyan şamiyonu karşısına çıkıyorsunuz.
Uzun süredir statta maç izlememiştim. Hava koşulları gerçekten kötüydü,fizik gücü ve uzun top koordinasyonu çok önemli bir maçtı. Galatasaray taraftarının maça etkisi inanılmaz oldu. Juventus resmen sindi kaldı. Beraberlikte onlara yarıyordu ve bütün yıldızlarına rağmen sadece beraberliği düşündüler. Bunda sahanın bozukluğu,Pirlosuz etkiliuzun top oynayamamaları,maçın 2.güne sarkması ve taraftarların büyük baskısı çok etkili oldu.


Galatasaray uzun süre sonra Muslera,semih,Melo,Selçuk,Sneijder,Drogba omurgasıyla sahadaydı. Bu takım 5-3-2 de 5-4-1 ya da başka defansta kalabalık bir sistemde oynasa başarır. Çünkü ileri dönük futbolcuları Drogba-Sneijder-Selçuk- Burak(Umut) çok üst düzey klas ayaklardan oluşuyor. Bu adamların bir arada bulundugu bir takım,kanatsız dahi olsa muhakkak gol bulur.



Dider Drogba efsanesi. Çıplak gözle izlemek bu adamı nasip oldu evet. büyük futbolcu...Hagi ile beraber Galatasaray tarihinde oynamış en büyük futbolcu tartışmasız.profosyonel,güçlü ve klas.



Burak yılmaz aızıcık akıllı olsa bugün 2 gol atmıştı,çok koşarak,son vuruş enerjisini bitirdi adeta.mental yapısını düzeltmeli.
Eboue çok yetenekli,hızlı ama ahlaksız bir futbolcu. Sabri'den kat kat iyidir,bu yüzden oynamalı kesinlikle! ama fırsat olup daha genç-istikrarlı bir transfer olursa elden çıkarılmalı (Sabri'yide bonusu diye versinler,,,gerek yok öle altyapı çıkmasına,ruha9
Riera bu maç iyi oynadı,fizik gücüyle ayakta kaldı,,madara olan sol beki topladı ve top tekniği de bariz var. Ama çok yavaş!!!! Türkiye liginden iyi bir sol bek (İsak karabük vs..) bulup alınmalı yerine. M. City'den Kolarov ikna etseniz bile,CL'de oynadığı için oynatamıyoruz avrupada.
Yoksa cok sükse yapardık.
Chedjou vazgeçilmez-bulunmaz hint kumaşı değil.Sakarlık yapıyor her maç.
G.Zan & Semih Kaya bu maç cengaver misali iyi oynadılar. motivasyon yüksek olunca oluyormuş demek ki.
Bruma,büyük potansiyel ..son vuruş ve anticipation ve fizik gücü kazandırılmalı kesinlikle.yıldız potansiyeli var ama bir cocuk hala :)
H.Altintop oyun bilgisi ve sert şutlarıyla 3lü orta saha da çok işe yarayabilir sakatlıktan dönünce. (Sağ bekte de Eboue nin yerine iş görür,kondisyonlu dönerse,,Sabriyi oyuncudan olsalıktan bile saymıyorum bakın!!)
Defansın göbeğine alternatif yerli kontenjanından serdar Aziz olabilir. alışırsa süper olur.Aynı şekilde Aydın/Engin/Sabri vs.den çöplüğünden kurtulmak için iyi-dribling atabilen genç bir sol kanat oyuncusu alınmalı kesinliklei,ligde kilitllenen oynuları kanattan açabilmek için.çünkü Bruma,geri zekalı tüpçü 6-0-4 kontenjanına takılıyor ne yazıkki ://
Amrabat-Dany kiralık gönderilmeli sol bek yerli umut vadeden biri bulunamazsa, CL dışından kariyerli,hızlı ve orta yapabilen oyun bilgisi yüksek bir yabancı sol bek bulunmalı paradan kaçınılmamalı.
Böylece Terim sonrası,yeniçeri temizlik operasyonu yapılmış olur.


CL'de bence, defansif-oturaklı bir kadroyla,uygun transferlerle,şansımız olduğunu düşünüyorum. (M.united,Atletico Madrid, Chelsea bizim için iyi kurralar olurdu.)

Bence takımı istediği sisteme adapte edebilirse Mancini,başarılı olabilir. Çünkü bir taktisyen,ayağını yorganına göre uzatıyor,motivasyonla-gazla sistemi döndürmüyor!! Ama zor iş,efor-takım olma ve başarılı nokta transfer gerekiyor.



17 Ekim 2013 Perşembe

Büyük usta Zinedine Zidane...hak verirsiniz ya da vermezsiniz,ama onun seçimlerini dinlemelisiniz




(So Foot, France Football, Diario As)


Hayatım boyunca Enzo Francescoli gibi olmak istedim. Onu Marsilya'ya geldiğinde keşfettim. Stadyumda izlediğimde onun nasıl klas topa dokunduğunu gördüğümde, gollerini izlediğimde hep Francescoli olmak istedim. Çocuktum, kasetlerini izledim, her hareketini ezberledim. 1986 Dünya Kupası'nda 14 yaşımdaydım. Maradona başkaydı. Onun tek başına yaptıklarını kimse yapamaz. O en iyiydi. Onun gibi olamayacağımı biliyordum. O bir kahramandı, ben ise hep antikahramanları sevdim. Hep Francescoli gibi olmak istedim. Aslında Francescoli olmaktan daha önce sevkiyat şoförü olmak istiyordum. Mahallede futbol oynadığımız sabahlarda büfelere süt, meşrubat dağıtan bir kamyon şoförü vardı. Mahalleye geldiğinde bizden yardım ister, kasaları taşırdık, karşılığında bir gazoz içerdik. Aslında futbol oynarken topla kasaları devireceğimizden korkar, bu yüzden bizden yardım ister ve bize her sabah bir içecek verirdi. Onu çok severdim. Sonra büyünce iyi bir futbolcu oldum ama sevkiyat şoförü de olsam mutlu olurdum.

Cezayir'deki iç savaştan sonra babam Marsilya'ya göç ettiğinde hep geceleri çalışmış. Çok kardeşim var. Marsilya'nın göçmen mahallelerinde yaşamak zordur. Sürekli kavga çıkar, insanlar ölür, soygunlar olur. Ben hep uzak oldum bunlara. Sürekli futbol oynadım. Enzo Francescoli ve babam gibi iyi bir baba olmak istiyordum. Galiba başarabildim, dört çocuğum var ve şimdi ailemden daha önemli bir şey yok hayatımda. Siyasete hiç bulaşmadım. 1998 Dünya Kupası'nı kazandıktan sonra Paris'in duvarlarına adımın başına 'Başkan' yazdıklarında sadece gülümsedim. Ben sadece bir futbolcuydum, işim sahadaydı. Politikacıları problem, bir futbolcuyu çözüm olarak görenlere söyleyecek bir sözüm yok. Benim de her zaman bir siyasi tavrım oldu Fransa'da büyürken ama söylemedim. Beni sessiz kalmakla suçladılar ama diyorum ya ben babam gibi iyi bir baba olmak istiyordum sadece. Cezayir Milli Takımı'nın teknik direktörünün beni yavaş bulduğu için kadroya almadığına inanan çok oldu ama ben Fransız Milli Takımı'na çoktan seçilmiştim. Paris'te Cezayir Milli Takımı ile oynadığımız maçın ardından çocukluk arkadaşımla Cezayirlilerin mahallesine gittik, kimse bana tek bir kötü söz söylemedi. Ben sadece iyi bir futbolcuydum.
Fransa'da futbol oynarken keyif alıyordum. İtalya'ya geldiğimde artık mesele sadece kazanmaktı. Ben kazanmak istiyordum. Kazanmak için her şeyi yapmaya başlayınca keyif almayı da unutuyorsun oyundan. Evet, bunu tercih ettim. Kupalar kazanmak istiyordum, kazandım. Kaybetmekten nefret eden bir adam haline geldim. Bir 10 numara için kariyerinde 14 kırmızı kart görmek çok fazladır. Ben kaybetmeye hep isyan ettiğim için oyundan atıldım. Bununla gurur duymuyorum ama insanların da beni anlamasını istiyorum. Ben de bir insanım ve içimdeki volkan kaybettiğimde patlıyordu. Kendime dur diyemiyordum.. İtalya'da futbol taktik demekti. O hafta kiminle oynayacaksak, rakibi ezberlerdik. Antrenmanda top bir kenarda durur, biz yarım saat saha içinde pozisyon almak için farklı senaryoları uygular, sadece duracağımız yeri öğrenirdik. Her rakip için başka bir senaryo vardı. İspanya'da ise futbol güzel bir oyundu. Real Madrid'de başkan takımın 1'den 11'e forma giymesini isterdi. Evet, ben bir 10 numaraydım ama dünyanın en pahalı transferi olarak geldiğim takımda boşta olan tek numara Manuel Sanchis'ten kalan 5 numaraydı. Saha dışında hiçbir zaman lider olmak istemedim. Benim için takımın lideri olmak demek sahada lider olmak demekti. Evet, 10 numara giymiyordum, evet, orta sahanın göbeğinde oynamak yerine her seferinde sol kanada kaçıyordum ama lider bendim. Maç bittiğinde evime giderdim, oynadığım hiçbir takımda soyunma odası dışında lider olmak için bir kavgam olmadı. Ben pijamalarımı giyip çocuklarımla televizyon izledim. Real Madrid'de bana teknik adamların 'Kafana göre oyna, istediğini yap' dediğini sandı insanlar ama her zaman yanıldılar. Ben takımın bir parçasıydım. Bir kanatta Figo diğerinde ben vardım, forvette de Raul ve Morientes. Başka nasıl oynabilirdik ki? Topu aldığımda sola kaçar sonra ceza sahasına doğru yönelirdim. Ya bir pas ya da bir şut. Zaten baksanıza göbekte oynayan 10 numara mı kaldı? Mesut da kanattan geliyor benim gibi... Hep dünyanın en iyi futbolcusu olmak istedim, bunun için hep çok çalıştım. Fakat en iyi olamadım. Aslında hepsi bu. Ben kendimi ancak dünyanın en iyi 20'si arasına koyardım. Size ilk beşimi de sayayım isterseniz: Pele, Maradona, Cruyff, Di Stefano, Messi, Ronaldo'lar.. Beşi geçtik değil mi? Bir de Francescoli elbette..."

Tercüme anonim 

12 Kasım 2012 Pazartesi

29.5 miyon euro = mersin 1-galatasaray 1


http://mahalletakimi.blogspot.co.uk/

Fatih Terim şaşırıyor, büyük bir ilerlemedir. Hiç pozisyon vermeden gol yiyoruz diyor şaşırıyor. UEFA Kupasını aldığında şaşırmamıştı, Milan'a gittiğine, Milan'dan kovulduğuna da, Galatasaray, şampiyon olmuş, Şampiyonlar Liginde çeyrek finalden dönmüş hocasını kovarken de, o hocanın yerine geldiğine de şaşırmamış, beni şaşırtmıştı. Bu gece ilk defa şaşırırken gördüm. Şaşırmak insanlıktır, umuttur, canlılıktır. şaşırmayan insanlar ölüdür. Şaşırmışsa sorunu çözer eminim. Çok iyi oynattığını söyledi maçtan sonra. Sahanın en kötü oyuncusu Prensinin vurduğu top kaleciden dönmüş, Umut tamamlamış Galatasaray golünü atmıştı. Hocaya göre normal bir goldü, sanırım çalışılmış, hoca tarafından kurgusu yapılmış goldü. Oysa ki yediğimiz gol tamamen şans işi, feleğin Hocaya kastı, Nobre gibi Galatasaray'a gol atma uzmanının beynine çarparak kalemizin içine giren toptu. Her işte bir hayır varmış, buna da şükür ki Nobre Hocamızı şaşırtmıştı.   . 
Galatasaray, daha doğrusu İmparator takımın planlamasını yaparken para yerine çakıl taşı kullanmıştı. 100.000 asgari ücret maaşı harcayarak gol yememek için büyük bir tim kurmuştu. Hatta kontr-garantiye gitmiş, gol attırsın diye transfer ettiği yabancı futbolcuyu devşirmiş, sol bek yapmıştı. Akıl tutulması değise devam dı. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük savunma oyuncusu şu veya bu şekilde takımındaydı. İki kazmadan birinin sakatlanması, diğerininin atılmasıyla forma şansı bulan Asimo, hafif sakat olduğu için oynatılmadığı bir maça feda edilmişti. Ufo 3- 5 gün sonra sakatlansa Türkiye'deki 50 milyon futbolseverin adını bile bilmediği 35 lik Kel, koskoca Galatasaray savunmasında 21 lik Asimo'nun olmadığı bir maçta oynamış, üstelik bir gol atmış takım galip gelmişti. Küçük takımların küçük hocalarının büyük felsefesiydi.''galip takım değişmez'' E öyleyse Kluj maçında da savunma 29.5 Euro harcanarak oluşturulmuş gol yememe ekibi sahaya çıkacaktı. Ne zamana kadar? Elbette en kısa zamana kadardı.

Takım ligin en kötü takımlarından biriyle oynayacaktı. Atmaya gelince kalede Hayrettin vardı. Benim takımımın Manu'dan, Barca'dan ne farkı vardı canım. Onlar kadar biz de 2 günde bir maç oynardık. O zaman devam yenilmeyen takımla oynamaya. nasıl olsa bahane hazır. Yenemezsem yorgunluğa bağlarım, gökten şikayetçi olurum, ama futbolcuma laf söyletmem. Baştan söyledim, hocadan umutluyum, şaşırmış. Maçı tekrar seyreder. Çok iyi oynadık dediği takımının  kaleyi bulan tek şutun kaleci tarafından çelinip Umut'un, attığı Adrian İlie golü olan şuttu. İki topu da direkten dönmüş, başka da pozisyonu yoktu. yediğimiz golü tekrar izlerse Futbol Tanrısının bir dahli olmadığını anlayacaktı. prensi, sürüngen Emre Çolak rakibe faul yapmış, atılan şut yine kendisine çarpmış kornere gitmişti. Doğrudur, o a ana kadar Muslera hayatının en rahat maçını oynuyordu. Nobre huzurunu kaçırmış çerçeveye top gelmişti. Kel, kafaya çıkmak yerine pozisyonu havadaki azota, oksijene havale etmişti. Top çerçeveye girerken de Muslera bu sezon bu kaçıncı defa topu ancak içeriden çıkartırken elleyecekti?

Takım gol atamadığı ilk yarıda daha iyi oynamıştı. Fakat nedendir bilinmez efektif oynayamıyordu. Sanki istediği zaman gol atabilecek rahatlıktaydı. Gerçi tas tamam durum bu olmalıydı. Bu Galatasaray'ın gol atamaması ancak mucizelere bağlıydı. Ligin en iyi yerli hücum futbolcuları bizdeydi. Bütçeyi yatırdığımız yabancılar da kaleye ve savunmaya kurulmuşlardı, yani Galatasaray'ın gol yemesi de mucizeydi. hepimiz şaşıracaktık başka yolu yoktu. Takım da gol atamadığına şaşırıyordu. Selçuk'un iki asisti direklere takıldı. neyse ki beklenen gol gecikmedi. Rakip kendi sahasında beraberliği bile kovalamaktan acizdi. İkinci gol için yüklenmek yerine toplu dinlenmeye çekilmeyi tercih etti takım. Gol yemezse maç oynadık saymıyorlar sanki. İlk tehlike golle sonuçlanınca, klasik hoca felsefesi devreye girdi. Golde hatası olmayan, takımı da iyi idare eden Yekta ilk kemendi yedi. fasulyeden, Fatih Terim'in Hazreti Ömer adaletinden yararlanıp 2 maç oynadığına şükretsin di, Hagi'nin aldırdığı futbolcu. hazır yenememişti, önümüzdeki maç galip gelemeyen takım değişebilir, piyango yeniden Yekta'ya çıkar, yedek kulübesi paspasçısı olarak işe devam ederdi. Yekta çıkıp, Gayserili tüccarın bilezik gibi geçirdiği Amrabat oyuna girdikten sonra, o ana kadar tek kale oynayan takımın topla oynama yüzdesi Felix'in uzaydan atlama hızıyla düşüşe geçti. Üstüne Hamit çıkıp, Aydın girince de takımın futbol aklı Mazhar Osman'lıktı. üstüne benim izlemeyi bıraktığım, Galatasaray'dan umudumu kestiğim dakikalarda maçı kurtarsın diye oyuna Sabri'nin girdiğini öğrendiğimde acaba bu maçı yazmasam mı diye durakladım. Ne fark ederdi, maçtan sonra kendi kendime söylediğim şeyleri, bir kaç kişiyle daha paylaşabilirdim.

Gol yememek için oynayan takımlara karşı Galatasaray'ın yapabileceği pek bir şey yok bu sene. 2. yi atıp maçı koparamamışsa mutlaka o maçı kazanamıyor. Hele ki büyük takım refleksi, geriden gelip maçı çevirme işini biz çoktan unuttuk. Galatasaray yenikken, geri dönüş oyununu göremiyoruz. Halbuki büyük takımların borosu, geri dönüşleri kadar öterdi. Nereden nereye geldik? Bu takımdan 2000 senesinin takımına göndereceğim tek bir futbolcu bile yok. O takımların hocasının Terim olduğuna inanasım gelmiyor. Yıl 2012 takımın sol beki, eşşek yükü paraya alınmış yabancı bir sol açık tarafından işgal ediliyor.

Takım yenemedi, Hocaya göre de iyi oynadı. Bakalım bu hafta değişiklik yapacak mı? Yapsa haksızlık yapacak, iyi oynayan bir kaç futbolcunun kaderiyle oynatacak, yapmasa, yenemedi, yenemeyen takım değişir yazıyor anayasada. Hoca terim olunca sorun yok, yine bir mesaj verir vermesine de. Direk söylese olmuyor mu, ben Hocamızı anlamakta zorlanıyor, mesajını alamıyorum. Sonra da beni bizim platformlarda bunak, nankör ilan ediyorlar.

17 Temmuz 2012 Salı

Son Mohikan- Roman Riquelme


Alessandro Kanka'da bıraktı avrupayı. Gönderdiler Juve'den...Yaşayan son 10 numaraya gelsin bu hikaye...Juan Roman Riquelme,,,yürüyerek adam geçen efsaneye...Sergen'in enternasyonel versiyonuna, Diego Baba'nın -Zinedine'nin bir gömlek altı,kafası rahat olmayan versiyonuna...
Duyduk ki Boca'yı bırakıyormuşsun,ihtiyar delikanlı!



"""buenos aireste bir çocuk. hikaye arjantin'den. çocuk 10 yaşında. argentinos juniors'un altyapısında oynuyor. hocası yeteneklerine hayran ama çözemediği bir problemi var bu çocuğun. ufaklık her antrenmana yorgun geliyor. özellikle de izin günlerinden sonraki ilk antrenmanda bitkin görününce, antrenörü çocuğun peşine düşüyor. buenos aires'in kuzeyinde don turcuato'da yaşıyor çocuk. toprak sahada maç yapıyorlar. sahanın çevresinde 30-40 yaşında adamlar, ellerinde paralar, sahaya bağırıp çağırıyorlar. sahada oynanan oyun üzerine bahis dönüyor. kazanan takım bahislerden yüzde alıyor ve bir sonraki maçta oynama hakkını elde ediyor. kaybedene kadar sahada kalıyorlar. çocuk çok yetenekli ve onun takımı iyi para kazandırıyor. ufaklık saatlerce futbol oynuyor sahada. kenarda bahisi yöneten ufak çaplı mafyanın adamlarından biri de bu çocuğun babası. o çocuk şimdi 30 yaşında. uzun yıllardır her maçın santrasına 2 maç oynamış gibi yorgun çıkıyor. "bir maç koşuyorsa; diğerinde yattığını" söyleyen takım arkadaşına -caceres - "galiba boca juniors'dan ayrılmaya karar verdi" diye cevap veriyor. """



24 Mayıs 2012 Perşembe

18. şampiyonluğun öyküsü



Mahalle Takımı blogspottan çok güzel bir yazı:




""ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ MAÇ:

Arena’da 4-2 yenildiğimiz Gaziantep Maçı;

Galatasaray sanki sezona kaldığı yerden başlamıştı. Takımın neredeyse tamamı değişse de, oyun düzeni aynen devam ediyordu. Sağ bek Sabri, tandemler, Gökhan-Servet ve sol bek Çağlar başlamıştı sezona. Değişiklik, kalede ve Melo-Selçuk orta sahası kurgulamasındaydı. Ebu, ortanın solunda, Kazım sağında, Aydın bir umut ışığı ve ileride enkaz Baros. Ne zaman ki o malum maçta Gökhan Zan’ın beklenen sakatlığı gerçekleşip oyundan çıkmış, sümkürerek Servet Çetin girmiş, atılarak Galatasaray’ı maçtan yenilgiyle çıkarmıştı. İşte o zaman gerçek bir değişim çok geçmeden yaşandı. O maçta ki yenilgimiz, zafere giden yolumuzun en kritik yol kavşağıydı. Bütün bir sezonu kazanmamıza yol açtı. En önemli maçımızdı.  



VARİL:

Servet Çetin;

Galatasaray’a geldiği günden beridir isyanımız. Gelen mucize şampiyonluk, kazmanın gerçek yüzünün görünmesini engelledi. Oysaki o sezon bile dikkatli gözlerden kaçmamıştı Galatasaray futboluna hiçbir katkısının olmadığı. İlk yarı Song girmişti ilk toplara, kelleyi koltuğa alıp geride savaşırken, seken topları kıçıyla toplayarak prim topladı. Song Afrika kupasına gidince de aynı vazife Emre Güngör’ün, Emre Aşık’ın oldu. Sarı kartsız, kritik pozisyonsuz sezonu tamamladı. O Kadromuzda bulunduğu 5 sezonda 7 hocaya mal oldu. Dolayısıyla bırakın kaçan şampiyonlukları, Galatasaray futbolunun ortalamasının düşmesinin baş sebebi oldu 16 numaralı futbolcuyla birlikte. Nihayet takıma taraftar gözüyle de bakabilen bir hoca foyasını ortaya çıkardı. Yine de devam edebilir, belki işimizi daha zor hale getirebilirdi. Ama hayatının hatasını yaptı. Gökhan’ın sakatlanıp çıkmasıyla oyuna girdi ve o yenildiğimiz maçta bu sefer kıçı kendisini kurtaramadı. Adamı kaçırdı, atıldı ve kurtulduk. Biz biliyorduk ki, Semih Kaya tek bir maç oynasın, o maçta da Galatasaray gol yemesin, Servet Çetin bir daha asla bu takımda oynayamayacaktı. Yanılmadık, Semih, taraftarın ve kendisine güvenenlerin enerjisini sahaya ve bütün bir sezona yansıttı. Oynamadığı halde neden sezonun varil futbolcusu oldu peki? Çünkü gitmesini bile bilemedi, beceremedi. Galatasaray Şampiyonluk coşkusunda iken içi gibi dışı da kan ağladı. Galatasaray tarihinde en iğrenç futbolcu olarak adı lanetle anılacaktır. 

GLADYATÖR:

Selçuk İnan;

Sezonun en büyük futbolunu Selçuk oynadı. Melo’nun bile kötü oynadığı maçları seyrettik, ama kendisini hiçbir maçta çok kötü oynarken görmedik. Hagi’den sonra serbest vuruş kazandığımızda kalecileri titreten bir oyuncuyu uzun yıllar bekledik. Penaltı atılırken bile garanti atar diyeceğimiz kimse yoktu. Kornerleri laf olsun diye kullanıyorduk. Çalışılmış bir korner golü seyretmedik desek yeridir. En kötü takımın bile bir maçta 5-6 serbest vuruş kazandığı düşünülürse, en kolay, en zahmetsiz, en kestirme gol atmanın yolu serbest vuruş kullanıcısına kavuşmanın önemi ortaya çıkmış bulunmaktadır. Önümüzdeki sezon mutlaka daha gelişmiş vuruşlarını seyrederiz. Şu an oynayan en iyi Türk futbolcusu tartışmasız Selçuk’tur. Şampiyonluktaki en büyük pay kendisinindir. Pitbull’la oluşturduğu ikilinin verimi, sanırım ki Real Madrid dahil hiçbir takımın orta saha ikilisi vermemiştir.  



BİR SORU – BİR CEVAP:

Sezonun en büyük sürprizi nedir?

Semih Kaya;

En büyük sürpriz, Semih Kaya’nın Ulusal Takım durdurucularını tribüne göndermesidir. Eğer Bülent Korkmaz, Mustafa Denizli’nin Monaco maçında kendisine gösterdiği inanç ve güveni Semih’e gösterip, Kewell’in yerine oynatsaydı, bugün bu sürprizden bahsetmeyecektik. Belki de o zaman Semih Kaya, Bülent’in senelerce uğraşıp aldığı SECUR YÜREK namını çok önceden almış olacaktı. Ve belki de Galatasaray tarihi bir başka yazılacaktı. Ne var ki, Futbolun kendine has bir adaleti oluyor, bazen eğriler, bayağı hasar bıraksalar bile gün geliyor doğruluyor. O sezon takım, UEFA Kupasına, 2000 yılında olduğundan daha yakındı. Belki de Semih o maçlarda oynamadığı için gücünü biriktirmiş, bu sezon büyük Galatasaray’ın savunmasına banko oyuncu olarak oturmuştur, kim bilir?""

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir yıldız kaydı. Ti saluto io ,grande capitano!


Alessandro Del Piero dice addio alla Juventus e saluta i tifosi 


Alessandro Del Piero lascia la Juventus portato in trionfo dai suoi tifosi. Ecco il messaggio che Alex ha lasciato al popolo bianconero su Facebook

Nessun lieto fine. La favola di Del Piero alla Juventus si chiude con le lacrime dei tifosi bianconeri (foto:infophoto) che ieri hanno definitivamente capito che il loro capitano non indosserà mai più la maglia che per lui è diventata una seconda pelle. Non c'è stato il dietrofront della dirigenza sperato fino all'ultimo secondo dai tifosi, questo calcio business non conosce bandiere scomode e Andrea Agnelli ha confermato la decisione annunciata al popolo bianconero in quella sciagurata dichiarazione di Ottobre.
Il numero dieci juventino è uscito dal campo al 12esimo minuto della ripresa e il suo addio al mondo bianconero è stato accolto da un'ovazione di tutti i tifosi della Juventus che hanno celebrato il loro capitano con striscioni, lacrime e cori fino a fine partita. Del Piero ha accolto a braccia aperte l'amore dei suoi tifosi e l'ha trasformato in un messaggiopubblicato sulla sua fanpage Facebook, interamente dedicato alla sua gente.

Particolarmente toccante la parte finale del messaggio di Alex: "Più di tutto... C'è quello che mi avete regalato in questi 19 anni. Sono felice che abbiate sorriso, esultato, pianto, cantato, urlato per me e con me. Per me nessun colore avrà tinte più forti del bianco e nero. Avete realizzato il mio sogno. Più di ogni altra cosa, oggi riesco soltanto a dirvi: GRAZIE"



Alessandro Del Piero lascia la Juventus. Dopo diciannove anni di successi, gol ed emozioni, il campione di Conegliano lascia i bianconeri. Ha 37 anni, ma non smetterà di giocare: per lui si pensa ad un esilio dorato negli Stati Uniti o nel Giappone.


Alessandro Del Piero ha fatto bene a lasciare? Quando si tratta di bandiere storiche che abbandonano la squadra quello che conta è il tempismo. Nulla a che fare con l’integrità fisica o le presenze da titolare (Del Piero spesso è partito dalla panchina). Quello che conta è l’empatia con il pubblico: se il legame con la tifoseria è all’apice, è il momento giusto. Perché se abbandono deve essere è bene che sia emozionante, magari con qualche lacrima. Insomma, è importante lasciarsi bene. E Alessandro Del Piero lo ha fatto.



14 Mayıs 2012 Pazartesi

Galatasaray, Maç öncesi- Şampiyonuz- Gelecek üstüne






Bu yazının ilk bölümünü maçtan önce yazmak istiyordum. Cumartesi günü Basra'ya geldim. Gündüzleyin de uyudum. Bu nedenle maçtan sonraya kaldı yazı.


" Biz Galatasaray'ı Feneri yensin,derbileri kazansın,Türkiye'de şampiyon olsun diye sevmedik.89'da Prekazi Monaco'ya çaktığında babamın duvara vurmasıyla,elini kırmasıyla sevdim. 98'de Bilbao'ya bir gol atamayıp Juventus'a elenince ağladık. Arena'da 27 atağa girip 69% top hakimiyetine rağmen, Fener'e 2 atakla 2 golle yenilmesine dayandık,Galatasaray yenmek için oynar dedik, sabrettik.


2000de UEFA kupasının kupa olduğu zamanda Kopenhag'ta Türk futbol tarihinin en büyük başarısını yaşadık. Kale dibinden kafa vuruşu çıkaran kalecimizle sevdik. Afrika'dan Hong Kong'a sokakta Galatasaray formasını görünce mutlu olduk . Hagi ,Şükür ve Galatasaray adlarının beraber anılmasıyla gurur duyduk.


Kick Off 93ten Fifa 2012ye her yıl GALATASARAY ismini oyunlarda görünce gururlandık. Biz deplasmana yenmek için çıkanız. Yenilsek de oyunu keyifli oynamaya çalışanız.


Pota koyun denilen maçta Johnsonun defansın götüne çarpan topuyla yenildik Ali Samiyende Fenere,bu koymadı bize. Her işte bir hayır vardır dedik. Yarın Kadıköy'de kaybetsek nolur ki?




Ama herşey de bir ilahi adalet var. Arena'da ezilip,ful defans yapan takım,yarın bu maçı aynı balla alamaz.almamalı. Fato bunun önlemini alır. Muslera buna izin vermez. Her el papaz pilav yemez,koç ;) "








Ve şampiyonuz.
34 +6 maç sonunda. Kesinlikle haketti Cimbom bunu. Play off gibi büyük bir saçmalığa rağmen hem de.
Son maçta da kontra oynadı Cimbom.Bir puan gerekiyordu ve aldı. Fenerbahçe çok büyük bir baskı kuramadı kendi evinde. Elamnder'in sakatlığı çok etkiledi hücum varyasyonunu. Aydın hala hazır değil,çalım ve son karar özürlü. 2 net pozisyonu harcadı yanlış tercihlerle.


Fener taraftarı şampiyonu alkışlama, kaybetmeyi Aykut Kocaman, Alex gibi  olgunca kabullenme örneği gösteremedi tabi ki. Biraz da bu çiğliği yüzünden sevilmiyor ne yazık ki Fenerbahçe. Olgunlaşmanın, çok daha büyük başarıların gerçekleşmesinin ilk şartı yenilgiyi kabullenmek- gerçekleri olduğu gibi kabul etmek olduğunu algılamaktır.
Bu sezon bütün şike soruşturması,kadro değişimi,belirsizliklere rağmen çok büyük mücadele gösterdi Fenerbahçe.


Biz Arena'da Fener'e yenilince alkışladık.Ne kadar büyük bir şok geçirsek de saygı çerçevesinin dışına çıkmadık,rezil bir oyunla bizi yenen Fenerbahçe'ye.
Ama dün akşam çıkan olaylar neydi? nasıl bir anlayıştı öyle? Kupayı stadta alamayasın diye ışıkları kapamak,çimleri sulamak. Söğütlüçeşme'yi yakmak. Bu mudur taraftarlık,bu mu Türkiye'nin en büyük iki takımından birisinin taraftarı olmak ? bu kime ne kazandırır ki?


Gelecek


11 kişinin 10 u kadro da yeni. Ama inanılmaz bir takım kimyası oluştu. Kalede büyük bir kaleci var ve sürekli gelişiyor. Servet-Sabri-Gokhan gibi toksiklerden kurtulduk defansta. Semih-Ufo-Ebu-Balta bence hoş bir dörtlü. Şampiyonlar liginde bile idare edebilir.




Orta da Melo + maestro Türk Xavi Selçuk ...kanatlarda Engin seneye de iş görebilir.Okan Buruk ekolunden. Riera-Aydın-Emre ancak yedek olabilir seneye. Çok sağlam dribblingli,hızlı bir sol açık lazım. forvet hattı Baros kraldı ama kondisyon olarak bitmiş.Gidebilir ya da yedek. Elmander,seneye 11de olacak büyük olasılkla,Neco traş.yaş 35 olay bitmiş. direk yapılı,güçlü,son vurş adamı bir forvet,diğeri de yırtıcı geriden gelen tamamlayıcı Zola,Babel tipinde şutları da sağlam bir adam lazım. Bakalım 5 yıl sonra tekrar şampiyonlar ligi bayrağı stadımızda dalgalanacak. Yönetimin gerekli yatırımı yapması ve Fatonun da gerekli vizyonu ve çalışmayı göstermesi lazım ait olduğumuz yerde başarı sağlamak için.