25 Kasım 2011 Cuma

Bir Doğu hikayesi /An eastern fable

Çölde seyahat eden bir seyyah, yırtıcı bir hayvanın şerrinden kurtulmak için, kendini, yakınında bulunan bir kuyuya atar. Kuyunun içine düşerken can havliyle bir dala yapışır. Yukarda yırtıcı hayvanın dehşetinden korkarak aşağı inmek ister ancak kuyunun dibinde bir ejderha ağzını açmış avını beklemektedir. Yapacağı bir şey olmadığı için var gücüyle çalılara yapışmaktadır. Ancak bir de ne görsün, beyaz ve siyah iki fare bu çalıları kemirmektedir. Bu acayip hal içinde iken her nasılsa çalıların üzerine bulaşmış bal damlalarını yalayıp bir kaç dakikalık da olsa zevk almaya çalışmakta, o korkunç hali görmezden gelmektedir...





There is an Eastern fable, told long ago, of a traveller overtaken on a plain by an enraged beast. Escaping from
the beast he gets into a dry well, but sees at the bottom of the well a dragon that has opened its jaws to
swallow him. And the unfortunate man, not daring to climb out lest he should be destroyed by the enraged
beast, and not daring to leap to the bottom of the well lest he should be eaten by the dragon, seizes s twig
growing in a crack in the well and clings to it. His hands are growing weaker and he feels he will soon have to
resign himself to the destruction that awaits him above or below, but still he clings on. Then he sees that two
mice, a black one and a white one, go regularly round and round the stem of the twig to which he is clinging
and gnaw at it. And soon the twig itself will snap and he will fall into the dragon's jaws. The traveller sees this
and knows that he will inevitably perish; but while still hanging he looks around, sees some drops of honey on
the leaves of the twig, reaches them with his tongue and licks them. So I too clung to the twig of life, knowing
that the dragon of death was inevitably awaiting me, ready to tear me to pieces; and I could not understand
why I had fallen into such torment. I tried to lick the honey which formerly consoled me, but the honey no
longer gave me pleasure, and the white and black mice of day and night gnawed at the branch by which I
hung. I saw the dragon clearly and the honey no longer tasted sweet. I only saw the unescapable dragon and
the mice, and I could not tear my gaze from them. and this is not a fable but the real unanswerable truth
intelligible to all.

Source: anonymous

1 Kasım 2011 Salı

19 Ekim 2011 Çarşamba

24 şehit-Hakkari çukurca



24 genç...kelimeyle anlatılabilecek birşey yok.. bir annesiniz, sabah kalkıyorsunuz,kapıda askeri uniformalı 2 subay görüyorsunuz ve bütün yaşamınız o saniye kararıyor.. Bir kız çocuğunun,abisinin bir çatışmada öldüğünü duyması nasıl bir duygudur,hayal edebilir misiniz? Bir işçinin, oğlunu19 yıl boyunca ne şartlarda yetiştirdiğini,ne uğraşlar verdiğini ve böyle bir haberle kaveden eve çağrıldığını düşünün bir de?
Sabah ipodundan şarkı seçip,metroyla işine-okuluna giderken,ölüm ne kadar uzak bir olay görünüyor gözüne değil mi??
Şartlar gereği üniversite okuyamadınız,ya da babanızın parası yok sizi kollayabilecek,şans eseri de düştünüz Çukurca gibi bir yere..denk geldi olaylar...Bunu mantıkla nasıl açıklayabilirsin? Hayat işte diyebiliyorsun değil mi sadece? bir bakıp,yüzünü buruşturup, 20 yaşında canavar gibi bir gencin böyle ölmesine??
Elbette,tüm kaderin dizayn eden yaratıcının bir bildiği-sistemi-nedeni vardır. Ama,bazen çok zordur ve keder doludur Kaderi ,Allah'ın metodlarını anlayabilmek... (*)

Aynı coğrafyada yaşayan insanlarız,,çok mantıksızca nedenlerden,insanoğlunun en büyük özelliği diyalogla,uzlaşarak çözme yerine kaba kuvvetle,hain saldırılarla, düzenli orduyla birbirini yok etmeye girişmek.Terör.
Politika,çıkarları gütmek için üretilmiş sosyal bir bilim. Ama,onun sonuçları- kağıttan  yeryüzündeki en önemli şey insan hayatına geçince- sonuçları çok acı olabiliyor.

Allah'tan rahmet dilerim,tüm bu şehitlere ve dayanma gücü sevdiklerine.



(*) Genç werther'in acıları, Goethe

18 Ekim 2011 Salı

Mükemmel bir yazı


Özgünlüğünü aramak, asla yanlış bir yol değildir




"""Değişimi kabul etmeyen farklı bir kimyası var Galatasaray'ın. Milan Baros'un oyuna girdikten sonra attığı gol sadecebir galibiyetin golü olarak anlamdırılmayacak. Bugün Galatasaray, yokuş aşağı giderken nasıl düzlüğe çıkabileceğini tekrar hatırlattı. Yine Galatasaray, midesine saplanan ağrıları hep beraber nasıl silebileceğini gösterdi.

Derler ki bazen insanın özlediği şey sadece yüz değişimi değil. İnsanın özlediği şey alışkanlıkları... Herkesin bir stili, kendi içinde hayatı şekillendirişi vardır, insanın özü olarak da adlandırabiliriz bunu. Sabah kalkar, kahvaltımızı yapar ve spor sayfalarından gireriz gazetemizi okumaya. Kimileri haftasonunu rafa kaldırır kendini. Kimileri en çok görmek istediği kişiyi görür, kimisi ise en çok hayatı paylaşmayı sevdiği insanı... Alışkanlık olarak gördüğümüz bazı şeyleri kaybetmekten hoşlanmayız. Onlar varken herşey normaldir ama yokken birden rahatsızlık duymaya başlarız, bu genellikle homurdanma sonucunu verir dilimizde. Hayat üzerine sadece kazanmanın kurulu olduğu birşey değildir. Mükemmel bir hayatın otobüsünde yolculuk ederken dahi kaybedeceklerimiz olacak. Çünkü insan yapısı mükemmelciliği kaldıracak düzeyde olamaz. Bu bir yapı kesinlikle ve harika kurgulandığını söylemek gerekiyor. İnsanı üzen asıl şeyse, kesinlikle çaba göstermeden kaybetmektir.

 “Bilirsiniz ki her insanın ayrı bir huyu, ayrı bir karakteri olduğu gibi, her futbol takımının da kendine has bir karakteri vardır.Biz sizlere burada Galatasarayımız’ın huyunu suyunu açıkça ve iyice anlatabilirsek, onu adamakıllı tanıyıp, inşallah senelerce dost geçinirsiniz. Galatasaray bir his takımıdır. Renklerine aşık birbirlerine seven futbolcuların takımıdır. Galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. Galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.” 
Gündüz Kılıç, Galatasaray eski antrenörü
Küçüklüğümde bir Beşiktaş taraftarıyken Galatasaray bende farklı bir çağrışım uyandırırdı her zaman. Bu takımın farklı bir özgünlüğe sahip olduğunu hissediyordum. Ve o küçük çocuk her zaman Galatasaray'a saygı duydu. Ancak bu yalnızca saygıyla sınırlı kalmayıp daha ileriye gitti. Ben kesinlikle bu renklerin gururunu, bu renklerin ruhunu hissetmeyi yeğledim, küçük bir çocukken verdiğim bu kararın hayatımı nasıl değiştireceğini hiç düşünmeden bu seçimi yaptım. Kendimi kendim gibi hissetmediğim anlar da dahil olmak üzere, Galatasaraylılığımdan her zaman gurur duydum. Bu bazen kırıldı, zedelendi, ancak sahip olduğumuz geçmişimiz bu çalkantılı dönemi de anlatmasını bildi. Soyunma odasında "Gören herkes kırmızıyı görsün!" diyen kaptanı, çocuklarını bir savaşa gönderircesine "Allah yardımcınız olsun" diyen bir hocası ve kaybettiğinin ertesi haftasında çalıştığının bin katı daha fazlasını esirgemeyen bir takımı gördüğünde, bir Galatasaray taraftarı en fazla ne kadar üzülebilirdi ki? Sadece çaba göstermeden kaybetmeyi kabul eden bir takıma üzülürdü Galatasaray. Birbirine saha içinde küfür eden futbolcular gördüğünde üzülürdü Galatasaray.  Takım arkadaşı kendisine sert girdiğinde dönüp ona hunharca saldıran futbolcusuna üzülürdü Galatasaray. Sahanın içinde bir arkadaşı kavga ederken, diğeri onu görmezden gelip yürümeye başladığında üzülürdü Galatasaray. Galatasaray başarısızlığa üzülmezdi. Galatasaray 14 yıl şampiyonluğu görememişti, çok da koymazdı. Tepkiyi koyma gereği hissettiğinde, bunu yapmaktan da çekinmezdi Galatasaray.

"Oyuna sonradan girenler de dahil olmak üzere herkesin elinden geleni yapmasını istiyorum. Tıpkı bu gece Baros'un yaptığı gibi. Böyle bir takım istiyorum!"
Fatih Terim, Bursaspor maçının ardından

Bugüne geldiğimizde Galatasaray'ın eski hüviyetine yavaş yavaş kavuştuğunu söylemek yanlış olmayacak. İlk golün ardından büyük bir heves ve sevinçle birbirini kucaklayan bu takım, bir galibiyetten daha fazlasını verdi. Bir takımı ve özellikle de Galatasaray'ı; onun başarısızlığı ve başarısını tek bir algıda düşünenler öncelikle kendi başarısızlığını sorgulamaya başlasın.

Milan Baros, golün ardından takım arkadaşlarıyla
Onu yargılayın, ancak ondan asla şüphe duymayın
Milan Baros takımın zor döneminde de adından gururla bahsettirmiş bir futbolcu. Diğerlerinin ne söylediklerine bakmayın. Onlar "x" kişi de sakattı der, neden hep gündeme kendilerinin geldiğini sorgularlar. Ancak görmezler ki bahsettikleri oyuncular bu takım için örnek bir duruş sergiledi. Bu yüzdendir ki Bülent Ünder onun için "Baros bu takımın en karakterli oyuncularından biridir" diyor. Milan Baros kendisine gösterilen sevginin ve kulüpte verilen değerin bilincinde. Yapmaya çalıştığı şeyin her zaman en iyisi olduğuna şüphe gerekmeyecek. Bu yüzden onu yargılayın, eleştirin ancak asla şüphe etmeyin. Milan Baros Galatasaray tarihinin gördüğü özel futbolculardan biri, bunu tüm futbol birikimim ve kalbime dayanarak söylüyorum. Tıpkı bu gece olduğu gibi, gerektiği yerde gerekli noktaya koşuyu yapacak ve Galatasaray'ı zafere taşıyacak.

Ve son bir not, seni çok sevdim rock adamı...
"""

17 Ekim 2011 Pazartesi

Midnight in Paris



 1920'ler, 1890'lar cok guzel atmosferlerde canlandirilmis, insanin sinema ekranina atlayip oraya gidesi geliyor. dali,bunuel,picasso,hemingway,adriana,fitzgerald,stein,matisse,monet,eliott insan owen'ın yerine gece o taksiye binip 20lerde o gercek bohem doneme gidebilmek icin neler vermez ki?

 ozel detektifin tarihin dehlizlerinde kaybolup muhafizlarca kovalanma sahnesi cok yaratici ve komik olmus
mis and scene ,cinematography,oyku gecisi cok cok etkileyici.


ama bu aq woodysi sikik kekeme,sempatik oldugunu sandıgı konusmasını ve hayatının gecmis donemini ,hep bir amerikan burjuvazisi edasında tum bu imkanlarla cekilmis guzel filmlerine sokmak zorunda mı..kendi sikim sonik hayatının izlerini goze sokmak zorunda mı aq yim? hep en iyi filmlerinde orta yas,yazarlık bunalımını anlatmak,kendisi cok entellektuel ama tas gibi vucutlu superficial bir nisanlısı olmak zorunda mı ? nasıl bir celiskidir,,nasıl bir default normallestirmedir bu ?nasıl bir amerikanlıktır bu ??


sen parisin en artistik donemine bir yazarı nasıl oldugu belli olmayan (sarhoş mu,hayal mi,zaman kırılması mı?) ve sorgulama ihtiyacı bile hissettirmeyen ruyasal bir gecisle oykude mukemmeligi yarat,,,tum o dunyadan tek cıkarsaman yanındaki guzel gotlu stereo type amerikan karısıyla hic bir ortak yonun olmaması (bunu en bastan anlıyamamak ayrı bir okuzluk konusu) ve ne cagda yasarsan yasa existansiyalizm geregi elde olmayanı eskiyi istiyecegini-icinde yasanan zamanı cliche gorecegi- gercegini ,seyirciye algılatmak mıdır?


yonetmen ölmeye yakın,en basarılı eserlerini vermeye basladı,sinema dili ve olgunluğu olarak. Ama ya tarzı, basit laf sokmalı-yuzeysel ile derin arasındaki farkı gosterip herseye ragmen yuzeyseli secen,orta sınıf,paralı,akıllı ama ünü seven hikayelerle devam ediyor. sonunda da orta duzey izleyici icin mesajı hazır...ün  bu kadar sinemaya hakim olunup,yüzeyseli seçtirecek kadar mı onemli bişey? para bu kadar mı önemli,beğenilme kaygısı???


cinematography olgunluğu,hikaye kurgusu,mizansen,motiv bence kusursuz,,ama içerik ve alt metin tam Woody Allen tarzı:suya sabuna dokunma amerika ;) adam buyuk yonetmen evet,ama dunyaya bakış noktası,sinema amacı,varoluş nedeni benim anlayışımla çelişiyor sanırım.
belki de içeriğin değil tarzın yönetmeni oldu bu adam  kim bilir.

Filmler ve partiler




Cuma akşamı güzel bir film izledim. Drive. Ryan Gossling döktürmüş. cool, Alen Delon'un Le Samurai ayarında bir rol kesmiş. Film konu olarak çok sade aslında,senaryo çok vurucu filan değil.Oyle araba,yarış,soygun,amerika,Ryan deyip gidilecek bir film değil.B tipi filmlere bir bağlantı var hafiften ama sanat filmi de aynı zamanda.
Cinematography,oyunculuk ve filmin sadeliği çok başarılı. Yönetmen adeta,hızlı tüketim ürünü amerikan yapımlarına karşı olarak kasıtlı bir yavaşlık katmış bazı sekanslara.
basit,80ler kokan,çok pislenmemiş bir super kahraman filmi bir bakıma :
"you put this kid behind the wheel, there is nothing he can't do."
Ryan baba oyunculugu kral, minimal dialog, o icindeki vahseti maskeleyen ifadesiz surati ve kucuk gulumsemeler..2000-10ların en baba oyunculuğuna gidiyor herif.
Müzikler mi? onlarda tam olarak filmi tamamlıyor aslında.




Bu filmin keyfiyle dışarı çıktım cuma akşamı. Bir erasmus ev partisine gittik Kadıköy'de. Ortam güzel,ambians hoş. en üst kat ve çatı katını kapatıp parti veriyorlar. Ama şöyle bir durum var. kadıköy rıhtımın üst taraflarında,ailelerle dolu bir apartmanda 100 küsür üniversite ögrencisine evi açarsan,,,doğal olarak polis saat 1.30 da evi basıyor :D Eve girerken yanımda Ale , Fra ve Gina vardı. Ale'ye dedim "abi ortam cok iyi de cıksa cok durmayalım,burası residential place" kesin polis gelir gurultuden bu gece". O da bana hak verdi ama ortam gayet iyiydi::tanışmalar,içecekler,konuşmalar birbirini kovaladı. Bir anda busted polis geldi. Ben aşağı inince bir şekilde yardırdım kaçtım, normal sokaktan geçen biriymiş gibi. Benim arkadaşlarımı ve pek çok diğerini polis arabaya bindirip karakola götürdü. Bu esnada dışarda kurtulmuş olan 3-5 kişiyle,barlar sokağına gittik. bir saat sonra filan elemanları bırakmışlar onlarda geldi,,tabiki bir kutlama yaptık..Gece sonunu pek iyi hatırlamıom ,çünkü 4 farklı şeyi karıştırdım,,zoom oldum. parti kesilmeseydi çok daha iyi olacaktı ama epey maceralı bir geceydi :P






Cumartesi Film ekimi 2011'de bilet aldığım tek filme gittim: "Restless"... Gus Van sant deyince bagımsız bunyelerde cok buyuk beklentilerin olusmaması elde değildir,biliyorum. Paranoid park'ta bile hiç birsey vadetmeden minimalizmle gorsellikle show yapan.. outsiderın,undergroundın,alternative gencligin kral yonetmeninden bahsediyoruz burda biliyorum. bu film daha cok to die for,outsider,finding forrester kıvamında.kotu olan ise,cinematography-goruntu yonetimi- o beklenilen derinlikte cristopher doyle etkisinde değil.
guzel olan ise hikayenin sıcaklığı,hayatın o gerçekliği..15 yaşında o gerçeklikten nasıl kaçılabileceğinin o tatlı anlatımı.. Hiroşi,cadılar bayramı kamikaze kıyafeti..ve koldaki japon bayrağı :) esas kızla cocugun birbirine o kadar cok yakısması...birlikte olmaları...aşklarının temizliği....film tek kelimeyle çok TATLI!..
film biraz noir modda,,hafife almış hikayenin akması için gerçekliği ama Outsider 15 yaş hikayesi için başka nasıl independent sinema yapabilirsiniz ki? Kızın hastalığı olduğu gibi kabul edebilmesi,çocuğun anne-babasına isyanının cevabını hiç bir neden de bulamayıp balyozla mezara girmesi..Ben samimiyeti ve o hayalciliği,kendimi kısmen buldum filmde...Ben sevdim 7/10 derim kafadan.
Bu filme beraber gitmem gereken kıza mesaj attım..çok ilginç bir tesadüf : o da bu gece aynı filmi izlemiş bir sinemada bambaşka bir ülkede :P


Sonra, filme beraber gittiğim arkadaşımla,italianicos ların yanına gittik. Tophane,nargile,yağmur,batak modunda.. oyunda benim yaptığım tek bir hata yuzunden yenildik.Sonra cihangirde bir ev partisi haberi geldi ama tırt çıkmış gelen yorumlara göre. Hep beraber kikiye gittik..eğlenceliydi müzikler mekan...ama bir önceki geceden sarhoş olmamam gerektiği deneyimiyle erken kaçtım mekandan...Çıkışta yağmur altında çok komik bir resim çektirdik Silvia ile beraber :D dönercinin önünde atkılar kafada,kırmızı bir şemsiye altında,,hahahaaa..
Normal bir insan evladı gibi 2.45te eve dondum,uykumu aldım,dinlendim. Herşeyi hatırladım bir pazar gunu sonunda :)



13 Ekim 2011 Perşembe

FINBN


**FINBN***İSTANBUL MENKUL KIYMETLER BORSASI OTOMATİK SEANS DURDURMA SİSTEMİ( FINBN.E Hisse İşlem Sırasının Durdurulması ) 
   
FINBN.E Hissesi   , hissenin piyasasında meydana gelen olağandışı fiyat-miktar hareketleri nedeniyle İMKB Otomatik Seans Durdurma Sistemi tarafından 14:35:00'a kadar   durdurulmuştur.  

Bu işin içinde bir numara var ama?? Basındaki HSBC,finansın %20 sini alacak haberlerini KAP'ta yalanladı ama Denizbank'ın satış görüşmeleri başladığından beri 3 gündür her gün %10 üstünde yükseldi. Bakalım   ne çıkacak bu işin sonunda,kimlerin canı yanacak ya da kimler vole vuracak.