12 Kasım 2012 Pazartesi

Taken-2



Gerçekçilik,yaratıcılık adına hiç birşey yok.İçi bomboş bir kalıptan ibaret, uyduruk bir senaryoya ve buna gayet uyum sağlamış bir yönetmen.
 İstanbul tanıtılıyor, ama bunun hiç de iyi bir tanıtım olduğu söylenemez, iyi niyetli olduğuysa hiç söylenemez..
'standart' bir batılının oryantalist gözlüğüyle bakılan İstanbul :
 ""Devasa yükler taşıyan hamallar, daracık pis sokaklar ve varacakları yere  Kapalıçarşı'nın falan çatısından gitmeyi tercih edenler de cabası..Sene 2011 polis arabaları Murat 131 :D,Amerikan büyük elçiliği Eminönü'nün ortasında :D
Bir de kafasına göre, şehrin her yerine el bombaları fırlatan, Amerikalı sikko ya da geri zekâlı diyebileceğimiz bir kız mevcut :D
 Protagonist, gözü kapalı bir durumda arabayla kaçırılarak götürüldüğü yeri, o süreçte duyduğu ve hafızasına kaydettiği 'aktüel' sesler yardımıyla daha sonra arayıp buluyor....Mc Guiver bok yemiş a.q.
Puan mı ? 1/10. İzleyerek ,boşuna hiç zaman kaybetmeyin.

29.5 miyon euro = mersin 1-galatasaray 1


http://mahalletakimi.blogspot.co.uk/

Fatih Terim şaşırıyor, büyük bir ilerlemedir. Hiç pozisyon vermeden gol yiyoruz diyor şaşırıyor. UEFA Kupasını aldığında şaşırmamıştı, Milan'a gittiğine, Milan'dan kovulduğuna da, Galatasaray, şampiyon olmuş, Şampiyonlar Liginde çeyrek finalden dönmüş hocasını kovarken de, o hocanın yerine geldiğine de şaşırmamış, beni şaşırtmıştı. Bu gece ilk defa şaşırırken gördüm. Şaşırmak insanlıktır, umuttur, canlılıktır. şaşırmayan insanlar ölüdür. Şaşırmışsa sorunu çözer eminim. Çok iyi oynattığını söyledi maçtan sonra. Sahanın en kötü oyuncusu Prensinin vurduğu top kaleciden dönmüş, Umut tamamlamış Galatasaray golünü atmıştı. Hocaya göre normal bir goldü, sanırım çalışılmış, hoca tarafından kurgusu yapılmış goldü. Oysa ki yediğimiz gol tamamen şans işi, feleğin Hocaya kastı, Nobre gibi Galatasaray'a gol atma uzmanının beynine çarparak kalemizin içine giren toptu. Her işte bir hayır varmış, buna da şükür ki Nobre Hocamızı şaşırtmıştı.   . 
Galatasaray, daha doğrusu İmparator takımın planlamasını yaparken para yerine çakıl taşı kullanmıştı. 100.000 asgari ücret maaşı harcayarak gol yememek için büyük bir tim kurmuştu. Hatta kontr-garantiye gitmiş, gol attırsın diye transfer ettiği yabancı futbolcuyu devşirmiş, sol bek yapmıştı. Akıl tutulması değise devam dı. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük savunma oyuncusu şu veya bu şekilde takımındaydı. İki kazmadan birinin sakatlanması, diğerininin atılmasıyla forma şansı bulan Asimo, hafif sakat olduğu için oynatılmadığı bir maça feda edilmişti. Ufo 3- 5 gün sonra sakatlansa Türkiye'deki 50 milyon futbolseverin adını bile bilmediği 35 lik Kel, koskoca Galatasaray savunmasında 21 lik Asimo'nun olmadığı bir maçta oynamış, üstelik bir gol atmış takım galip gelmişti. Küçük takımların küçük hocalarının büyük felsefesiydi.''galip takım değişmez'' E öyleyse Kluj maçında da savunma 29.5 Euro harcanarak oluşturulmuş gol yememe ekibi sahaya çıkacaktı. Ne zamana kadar? Elbette en kısa zamana kadardı.

Takım ligin en kötü takımlarından biriyle oynayacaktı. Atmaya gelince kalede Hayrettin vardı. Benim takımımın Manu'dan, Barca'dan ne farkı vardı canım. Onlar kadar biz de 2 günde bir maç oynardık. O zaman devam yenilmeyen takımla oynamaya. nasıl olsa bahane hazır. Yenemezsem yorgunluğa bağlarım, gökten şikayetçi olurum, ama futbolcuma laf söyletmem. Baştan söyledim, hocadan umutluyum, şaşırmış. Maçı tekrar seyreder. Çok iyi oynadık dediği takımının  kaleyi bulan tek şutun kaleci tarafından çelinip Umut'un, attığı Adrian İlie golü olan şuttu. İki topu da direkten dönmüş, başka da pozisyonu yoktu. yediğimiz golü tekrar izlerse Futbol Tanrısının bir dahli olmadığını anlayacaktı. prensi, sürüngen Emre Çolak rakibe faul yapmış, atılan şut yine kendisine çarpmış kornere gitmişti. Doğrudur, o a ana kadar Muslera hayatının en rahat maçını oynuyordu. Nobre huzurunu kaçırmış çerçeveye top gelmişti. Kel, kafaya çıkmak yerine pozisyonu havadaki azota, oksijene havale etmişti. Top çerçeveye girerken de Muslera bu sezon bu kaçıncı defa topu ancak içeriden çıkartırken elleyecekti?

Takım gol atamadığı ilk yarıda daha iyi oynamıştı. Fakat nedendir bilinmez efektif oynayamıyordu. Sanki istediği zaman gol atabilecek rahatlıktaydı. Gerçi tas tamam durum bu olmalıydı. Bu Galatasaray'ın gol atamaması ancak mucizelere bağlıydı. Ligin en iyi yerli hücum futbolcuları bizdeydi. Bütçeyi yatırdığımız yabancılar da kaleye ve savunmaya kurulmuşlardı, yani Galatasaray'ın gol yemesi de mucizeydi. hepimiz şaşıracaktık başka yolu yoktu. Takım da gol atamadığına şaşırıyordu. Selçuk'un iki asisti direklere takıldı. neyse ki beklenen gol gecikmedi. Rakip kendi sahasında beraberliği bile kovalamaktan acizdi. İkinci gol için yüklenmek yerine toplu dinlenmeye çekilmeyi tercih etti takım. Gol yemezse maç oynadık saymıyorlar sanki. İlk tehlike golle sonuçlanınca, klasik hoca felsefesi devreye girdi. Golde hatası olmayan, takımı da iyi idare eden Yekta ilk kemendi yedi. fasulyeden, Fatih Terim'in Hazreti Ömer adaletinden yararlanıp 2 maç oynadığına şükretsin di, Hagi'nin aldırdığı futbolcu. hazır yenememişti, önümüzdeki maç galip gelemeyen takım değişebilir, piyango yeniden Yekta'ya çıkar, yedek kulübesi paspasçısı olarak işe devam ederdi. Yekta çıkıp, Gayserili tüccarın bilezik gibi geçirdiği Amrabat oyuna girdikten sonra, o ana kadar tek kale oynayan takımın topla oynama yüzdesi Felix'in uzaydan atlama hızıyla düşüşe geçti. Üstüne Hamit çıkıp, Aydın girince de takımın futbol aklı Mazhar Osman'lıktı. üstüne benim izlemeyi bıraktığım, Galatasaray'dan umudumu kestiğim dakikalarda maçı kurtarsın diye oyuna Sabri'nin girdiğini öğrendiğimde acaba bu maçı yazmasam mı diye durakladım. Ne fark ederdi, maçtan sonra kendi kendime söylediğim şeyleri, bir kaç kişiyle daha paylaşabilirdim.

Gol yememek için oynayan takımlara karşı Galatasaray'ın yapabileceği pek bir şey yok bu sene. 2. yi atıp maçı koparamamışsa mutlaka o maçı kazanamıyor. Hele ki büyük takım refleksi, geriden gelip maçı çevirme işini biz çoktan unuttuk. Galatasaray yenikken, geri dönüş oyununu göremiyoruz. Halbuki büyük takımların borosu, geri dönüşleri kadar öterdi. Nereden nereye geldik? Bu takımdan 2000 senesinin takımına göndereceğim tek bir futbolcu bile yok. O takımların hocasının Terim olduğuna inanasım gelmiyor. Yıl 2012 takımın sol beki, eşşek yükü paraya alınmış yabancı bir sol açık tarafından işgal ediliyor.

Takım yenemedi, Hocaya göre de iyi oynadı. Bakalım bu hafta değişiklik yapacak mı? Yapsa haksızlık yapacak, iyi oynayan bir kaç futbolcunun kaderiyle oynatacak, yapmasa, yenemedi, yenemeyen takım değişir yazıyor anayasada. Hoca terim olunca sorun yok, yine bir mesaj verir vermesine de. Direk söylese olmuyor mu, ben Hocamızı anlamakta zorlanıyor, mesajını alamıyorum. Sonra da beni bizim platformlarda bunak, nankör ilan ediyorlar.

29 Eylül 2012 Cumartesi

15 Eylül 2012 Cumartesi

"o filmi seyrettim" Can Dündar- Milliyet// 15 Eylül 2012


O filmi seyrettim

Ve iğrendim. Hakikaten mide bulandırıcı bir küstahlık... Tahrik için kotarıldığı aşikâr bir densizlik...
Adamı çileden çıkaran bir şımarıklık...
Müslüman fobili ırkçılığın son tuzağı...
* * *
İslam âlemini ayağa kaldıran“Müslümanların Masumiyeti” filmi, birçok tartışma ve soru işaretini beraberinde getiriyor:
-  İlki sanat kadar eski bir soru:
İfade özgürlüğünün hududu nereden geçer? Hakaret, bu hürriyetin sınırları içinde midir? Neyin hakaret, neyin maharet sayıldığına kim, nasıl karar verecektir?
Sanat adı altında kin tohumları ekilmesi ya da tersine dini koruma adına sanatın iğdiş edilmesi nasıl engellenecektir?
-  İnsanoğlunun uzun mücadeleler sonucu elde ettiği iki kazanım var: İnanç ve yaratma hürriyeti...
Çatışması kaçınılmaz görünen bu iki hak, nasıl bir arada yaşayacak? Biri bağnazlığın, ikincisi umursamazlığın tuzağına düşmeden nasıl bir arada var olacak?
-  Bir başka hayret verici nokta, dünyayı ateşe vermenin bu kadar kolay olması... İki fanatik, bir arsız finansör, üç saftirik oyuncuyla milyonları tahrik etmek, kitleleri sokağa dökmek mümkün. Bunca asır kindarlığın, kan davasının acısını çekmiş yerküremizin bu kadar kontrolsüz dönmesine akıl erdirmek mümkün mü?
* * *
-  İşin siyasi boyutuna gelince:
Bingazi’deki Amerika’nın elçisinin vahşice öldürülmesi, size de “Kaddafi’nin ahı tuttu” dedirtmiyor mu? Fanatik Libyalıları Kaddafi’nin üzerine süren ve “Bana onun kellesini getirin” diyen Amerika’nın şimdi kışkırttığı bela, “Hepimiz Usame’yiz” sloganlarıyla kendisine saldırınca “Ama biz sizi özgürleştirmiştik. Nasıl oldu bu?” diye soran şaşkınlığına acımamak, “Etme bulma dünyası” dememek elde mi?
-  1,5 milyarlık İslam dünyasının, “Şeytan Ayetleri yazıldı, yazanı öldürelim”, “Hz. Muhammed karikatürü çizildi; çizeni vuralım”, “İslam’a hakaret filmi çekildi, çekeni boğalım” dışında bir tepki üretememesi de üzücü değil mi? Her krizde yakıp yıkarak, tehdit edip öldürerek, kelle isteyip can alarak tepki veren kitlelerle, İslam’ın “barış dini” olduğunu savunmak mümkün mü?
-  Bu kadar yanlış tanındığını iddia eden, sürekli hakarete uğramaktan yakınan bir dinin, bu kitaplara, bu filmlere, inandırıcı kitaplar, gerçekçi filmlerle karşılık verememesi yazık değil mi? Tamam, küresel ölçekte film piyasasını elinde tutan bir Hollywood var, ama İslam dünyasında da Hollywood’u avucuna alacak petro-dolarlar var. “İslam o değil budur”, “Hz. Muhammed öyle biri değil, böyle biridir” diyecek bir film yapmak yerine habire yapılanı taşlamakla İslam savunulabilir mi?
* * *
Sağduyunun arayacağı formül belli:
Sanat, insanın kutsalına saygıyı öğrenecek; inanç, sanatın sorgulama hakkını gözetecek.
Sanat, inanca hakaret etmeyecek, din de inanç adına kan dökmeyecek.
Görünen o ki, bu sağlanamazsa sanat da mahvolacak, din de...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Allen Ginsberg'ten Can Yücel'e






Aynalar insan değil
Aynalar insan
Hem de ikisi
Hem insan hem ayna
İster manhattan’ın doğu yakasında
İster boğaz şehrinin Kumkapı’sında
Herkes yalanları söyler
Doğruları söyleyerek
Yeni rakı masasındaki sarhoş ağızlar bile
Allen Ginsberg
19.06.1990

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Di Caprio'nun hatunları...LDC özgeçmişi

Leo,kral oyuncu.piskopat karakter oynuculuğuna sırtı dayadı..ağrızadan ağrızaya karakterlerle başarıdan başarıya koşuyor.
Titanic'in tam tersi bir kariyere yol açtı. Baby faceli-ağlak çocuk tam bir karizma ,karakter oyuncusuna dönüştü 20 yılda!! Martin Scorcese'nin modern tip Deniro'su oldu adeta.

Yıllar ilerledikçe hatun seçimi de kalite de ve fitlikte sabit kaldı.Fix 20 :)
kardeşim benim yakışır en tatlısı sana :P

basketball diaries,total eclipse,romeo-juliet, the beach,gangs of NY, Aviator,Departed,Blood diamond,Shutter Island,Inception,Great Gasby'nin büyük oyuncusuna!!

Sinemada da yaşamda da hızlısın be bülader. Bravo üstad..

listede kimler yok ki: Eva Herzigova,Gisele Bündchen,Bar Rafaeli,Naomi Cambell,Lindsay Lohan,Liv Tyler bile var....


http://www.refinedguy.com/2012/08/15/hottest-girlfriends-of-leonardo-dicaprio/#1 
http://www.milliyet.com.tr/fotogaleri/46183-yasam-leonardo-nun-ask-yolculugu/5 



25 Ağustos 2012 Cumartesi

Reminiscences of a Stock Operator by Edwin Lefevre






Muazzam bir eser..Gerçek spekülatörün data tutması,deneyimlerini paylaşması bu kadar iyi anlatılabilirdi.


http://www.trading-naked.com/library/jesse_livermore.pdf


http://reminiscencesofstockoperator.blogspot.co.uk/


Halka hizmet ,hakka hizmettir. Yaşasın paylaşımın, kitapların mülksüzlüğü :)


22 Temmuz 2012 Pazar

Son 6 ayda izlediğim iyi filmler

Meglio di Juventu-- Best of Youth 2. bölüm
Modern italyanın 60lardan 90lara gelişi bir aile hikayesi üzerinden,mükemmel anlatılmış.




Carnage:
Yüzeysel kibarlığın,olaylar derinleştikçe nasıl şekil aldığı.
Polanski,kapalı mekanda çok güzel bir modern yaşam aileye-ilişkilere bakış atmış.


Inside I am dancing:
Meydan okuma, sahip olduğun şartlara,bütün önyargıya,sonuna kadar mücadelenin filmi

Exam:
yıldızlı bir işe girmek için neler yapabilirisniz :D


Lebanon
İsrail,Lübnan savaşı eşeştrisi ve tiksintisi

The illusionist

Hodejegerne

The Fall:
çok renkli bir film.yönetmen kendi dünyasını ve hikayesini çok tatlı anlatmış.

50/50:
Adi üstünde :P


Chop Shop:
New york'un varoşları,arka planda uzakta Manhattan manzarısında bir insanlık dramı,11 yaşında oto tamirhanelerinde götünü yırtan ALE kardeşimizin hikayesi. Hiç kimsenin acımasına gerek yok,çünkü bu karakter herkesten güçlü.
























Kynodas: Dogtooth
Haneke'nin arıza,modern toplum ve yabancılaşma filmleriyle kapışacak bir eser. Yunan
paradigma=örnek :))
İnsanlığa ve sınırlarına oynayan Mükemmel bir film


Dirty Harry
Action= Clint Eastwood,Los angeles Sokakları :)

Ley lines:

Chronicle












A/R Andata+Ritorno

Before Devils know you are dead

Blues Harp

Me and Orson Welles

Raid Redemption



La piel que habito:







Bellflower: California'nın varoşlarında,underground bir aşk hikayesi, postmodern romantizm ve kirli sokaklar,pis arabalar,Rock n Roll is No Dead,baby!

Sleeping Sickness


Shame


Story of ordinary Madness


















detachment

Project X :
Taşşak, amerikan gençliği..lise filmlerine güzel bir boyut katmış :D 1-2 yıllığına orjinal sayılır hatta!

Chopper

Inside Job: 2008 küresel krizinin belgeseli

La canzone piu triste del mundo



Last King of Scotland


Matador: çok tatlı,saran bir film :)

Close to home

Chaman


Les Amours İmagineries:

Wong kar kwai renkliliğiyle başlıyor. Aranofsky enseden çekimiyle ilerliyor ,,aaa Dreamers' ı ne kadar çok andırıyormuş yorumu yaptırıyor. (Jules at jim'e de selam mı çakıyor,modern kopya mı çekiyor bilemedik? )
Görüntü yönetimi,copy paste çok kaçsa da fena değil. yeni yetme 89lu bir sinemacı için başarılı bile.

Xavier Dolan, çok yönetmenin bazen filmlerindeki kareleri bazen renk kullanımını ses kullanımını kamera açılarını çok bodozlama kullanarak ne yazık ki olabildiğince alıntı barındıran kısaca özgün olmayan bir filme imza atıyor.

sinemada taklit yoktur esinlenirsin bu doğaldır ama bunu filminde eritmen kendince şekillendirmen gerekir… işte dolan henüz bu aşamaya gelememiş bu sebeple de bu filmi de ne kadar cicili istekli gibi dursa da olmamış.

görüntü yönetiminde orjinal olan iki sekans vardı: şemsiye sahnesi ve aşk itirafından sonraki hayal kırıklığının merdivenlerde ifade edilmesiydi.


günümüzde 21 yaş hangi pratagonist karaktere uyuyor?  


"sanatçı, geniş seksüel kimlikli veya ‘hipster’ olmaya çoktan bıraktı…" 
Dolan'a yaptıklarına ,ilişkileri yorumlamaya çalışırken hiç bir şeyi doldurmadan tüketimine bakınca , yukarıdaki tanım tam olarak oturuyor bence.



20 Temmuz 2012 Cuma

Hipster Nedir,Ne iştir ....koyim?



Hipster Modası da nedir ki diyorsan şu temsili adımlara bak düşün:




1. gomlek/tişört ve renkli dar pantolonu tamamiyle kontrast renkte secmek 
2.wayfarer rayban gözlük takmak.sıçmaya giderken bile
3. instagram ile vintage havası verilmiş foto çektirmek
4. kimsenin bilmediği sözde alternatif yarrak gibi rock şarkıları dinlemek




Punk gibi asi,isyankar olamayıp ne şiş yansın ne kebap modunda "özgürüm ama bir tarzım,markam(!!!) da var.bebeğe de uğrarım caddeye de modunda bir ekol.

Son 2 yılda piyasa da mantar gibi türemiş,kendini marjinal zanneden,bir bok üretmeden cool olduğunu,alternative'in her daim tarz olduğunu sanan berlin çakması taklitçi denyo.
Bakınız akşam 9: kadıköy -kayışdağı iett otobusü bu akımın en önemli yuvalarındandır.



Bu üstteki hispter üçgeni çok güzel özetliyor vakıayı!

17 Temmuz 2012 Salı

Son Mohikan- Roman Riquelme


Alessandro Kanka'da bıraktı avrupayı. Gönderdiler Juve'den...Yaşayan son 10 numaraya gelsin bu hikaye...Juan Roman Riquelme,,,yürüyerek adam geçen efsaneye...Sergen'in enternasyonel versiyonuna, Diego Baba'nın -Zinedine'nin bir gömlek altı,kafası rahat olmayan versiyonuna...
Duyduk ki Boca'yı bırakıyormuşsun,ihtiyar delikanlı!



"""buenos aireste bir çocuk. hikaye arjantin'den. çocuk 10 yaşında. argentinos juniors'un altyapısında oynuyor. hocası yeteneklerine hayran ama çözemediği bir problemi var bu çocuğun. ufaklık her antrenmana yorgun geliyor. özellikle de izin günlerinden sonraki ilk antrenmanda bitkin görününce, antrenörü çocuğun peşine düşüyor. buenos aires'in kuzeyinde don turcuato'da yaşıyor çocuk. toprak sahada maç yapıyorlar. sahanın çevresinde 30-40 yaşında adamlar, ellerinde paralar, sahaya bağırıp çağırıyorlar. sahada oynanan oyun üzerine bahis dönüyor. kazanan takım bahislerden yüzde alıyor ve bir sonraki maçta oynama hakkını elde ediyor. kaybedene kadar sahada kalıyorlar. çocuk çok yetenekli ve onun takımı iyi para kazandırıyor. ufaklık saatlerce futbol oynuyor sahada. kenarda bahisi yöneten ufak çaplı mafyanın adamlarından biri de bu çocuğun babası. o çocuk şimdi 30 yaşında. uzun yıllardır her maçın santrasına 2 maç oynamış gibi yorgun çıkıyor. "bir maç koşuyorsa; diğerinde yattığını" söyleyen takım arkadaşına -caceres - "galiba boca juniors'dan ayrılmaya karar verdi" diye cevap veriyor. """