15 Temmuz 2014 Salı

Javier Pedrosa Saviola



barcelona formasiyla ilk defa goruldugunde ne kadar heycanlandiriyordu oysaki butun FM 2001 cileri :)

yazi eksisozlukten alintidir:

"
dünya futbol tarihinin en overrated adamlarından biridir. tıpkı ilk parladığı yıllarda yaveri pablo aimar gibi. bu iki adamın aslında bu kadar abartılarak, bizim yıllarca patlamasını beklememiz tamamen barcelona'nın iş bilmez transfer politikası yüzünden olmuştur. keza kendilerinin saviola'yı aldığı dönem aimar'ı da alma girişimleri olmuştu. lakin bir şeyler oldu ve aimar 21.5 milyon avro karşılığında valencia'nın yolunu tuttu. muhtemelen o dönem sözleşmesi bitmişti ve "bana river plate'in çok emeği geçti" ayağına yeni sözleşme imzalayıp, bedavaya gitmek varken hayvani bir bonservisle gitmesinin payı büyüktü. gel gelelim saviola da 36 milyon avro karşılığı barcelona'nın yolunu tutmuştu. hayvani beklentiler vardı. zira bu genç yetenek ilk profesyonel maçına 16 yaşında çıkmıştı. 18 yaşındayken, güney amerika'da yılın futbolcusu seçilmişti ki bu da beklentilerin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. zaten o yıl ilk transfer girişimlerinde bulunulmuş, ailesinin "henüz çok genç" çıkışından sonra 2 yıl daha beklemek zorunda kalmıştı. bu müddet boyunca da river plate'te yine fırtınalar estirmişti. lakin arjantin liginde patlama yapmış oyuncuların büyük kısmı, büyük beklentiler içersinde transfer edilip hüsranla noktalanmıştı. çok az istisna vardır. zira ne kadar yetenekli olduğu bilinen ortega da tam bir tutunamayandı, avrupa futbolundaki istikrarsızlığı ancak buna rağmen arjantin'deki istikrarı bu konu hakkında az biraz fikir sahibi olmamıza yetecektir.

gel gelelim, en istikrarlı arjantinliler bile evin yolunu çok geç olmadan tutar olmuştu. avrupa'da top koşturmuş en istikrarlı arjantinlilerden biri olan veron bile 31 yaşında memleketinin yolunu tutmuş 5 sene daha top koşturarak 2011'de ülkesinin takımlarından estudiantes'te futbolu bırakmıştı. güney amerika futbolu avrupa futboluyla pek benzeşmediği için büyük umutlarla alınan birçok futbolcu, tutunamadan çokça geri dönmekteydi ki buna bir örnek de juan pablo sorin'i verebiliriz. ilk olarak juventus'a transfer olup birkaç maça çıktıktan sonra ülkesine geri dönmüş, başarısız lazio ve barcelona maceralarından sonra psg ile iyi bir ivme yakalayarak soluğu villareal'de almıştı. 2006'daki o meşhur villareal mucizesinde, kadronun en önemli elemanlarından biriydi şüphesiz. şampiyonlar ligine yarı finalde talihsiz bir şekilde veda etmeselerdi belki de barcelona'yı finalde geçerek kupaya uzanacaklardı. kim bilir. gel gelelim sorin, 27 yaşında avrupa futboluna ayak uydurmaya başlamış ve bunun devamını getireceği düşünülürken hamburg'ta bekleneni veremeyince kontratı feshedilmiş sonra tekrar kendini bulduğu cruzeiro'ya geri dönüş ancak 33 yaşında sakatlıklardan ötürü futbolu bırakmıştır. şimdi daha bir ton örnek veririm size. en basitinden daha yeni olan fernando gago örneği var ortada. futbol kulüpleri şunu kestiremiyorlar. mevcut potansiyeli ve gelecekte ulaşabileceği potansiyel ayrımı. bileklerine hakim, hızlı, güçlü, iyi dripling yapabilen her adamı "tamam bu herif gelecekte ortalığına amına koyar" gözüyle değerlendirdikleri için sonuç hep böyle hüsran oluyor. bunlardan birinin ilk örneği işte javier saviola'dır. bu anlamadan, dinlemeden adam alıp gönderme olayını en iyi yapan ve en kötü transfer sistemine sahip, en çok brezilyalı ve arjantinli futbolcuyu almış zaten 2 takım var. biri real madrid, biri de barcelona. şimdi saviola'ya tekrar dönecek olursak.

saviola oynadığı futbolun, gelecekteki beklentilerin farkındaydı. bu beklentileri de kaldırabiliyordu ki 16 yaşından 20 yaşına kadar geçirdiği profesyonel futbol hayatında her geçen gün kendini geliştiriyor, hiç bozulmuyor ve oynadığı futbolun üstüne koyarak oynuyordu. barcelona'ya ilk gidişi heyecan vericiydi. güney amerika'nın en ünlü, geleceği merakla beklenen, arjantin milli takımının eski günlere dönmesindeki yeni umuttu çünkü. sürekli "yeni maradona kim olacak?" tartışmaları sürerken, maradona dakika başı kendine yeni veliaht biçerken, arjantinli futbolseverler milli takımı sırtlayacak bir adamı beklerken saviola hem yeni takımını başarıya ulaştıracak hem de ülkesini büyük başarılara ulaştıracak adam beklentileriyle nou camp'a ayak bastı. o dönem için bir rekor kırarak 1 haftada 5 milyon dolarlık forma satış karı açıkladı hatta barcelona. beklentiler hayvan gibiydi. gel gelelim saviola gardaşımız, ilk geldiği yıl takımıyla aynı performansı sergilemişti. takımı ligte 4. olurken, saviola da 17(36 maçta) golle, gol krallığında 4. olmuştu. tabi aynı gol sayısına sahip catanha ve raul tamudo'nun önünde 4. olabilmişti. ertesi yıl işler saviola için daha kötü bir hale gelmişti. ligin ilk yarısını sadece 2 gol ile kapayan saviola için çanlar çalmaya başlamışken, takımın teknik direktörü van gaal kovulup yerine antiç getirilince biraz kendini bulmuş ve ikinci yarı 11 gol atarak o yılı 36 maçta 13 golle tamamlamış, ilk yılına nazaran, ülkeye ve kulübe daha çok alışıp daha çok gol atması beklenirken daha kötü ve verimsiz bir sezon geçirmişti. bir sonraki sezon rijkaard takımın başına geçmişti. hala çift forvet sistemi o yıllarda devam etmekteydi ve saviola'nın partneri patrick kluivert ile aralarında bir anlaşmazlık vardı. zira saviola'nın river plate'teki parlamasındaki en büyük etkenlerden biri kuşkusuz partneri juan pablo angel'di. benzer bir modele ve tekniğe sahip kluivert ile de iyi anlaşması beklenirken, ilk sezon iyi bir ortaklık sergileseler de ikinci sezonundan itibaren pek yıldızları barışmamış, üçüncü sezonda da en nihayetinde işler iyice kötüye gitmişti. rijkaard'lı sezonda 33 maça çıkmış, partneri kluivert'tan yardımsız bir şekilde 14 gol atmış ancak bu ne kulübe ne de kendisine yetmiştir.

2004 yılında partneri kluivert ile yollar ayrılırken saviola da monaco'ya kiralık gönderilmişti. monaco'da da ligte pek bir şey yapamamış 29 maçta 7 gol atmış ancak avrupa'da 7 maçta 4 gollük performansıyla "eh işte" dedirtmiştir. sezon bitiminde tekrar barcelona'ya dönse de takımda oynayamayacağı için bu sefer de sevilla'ya kiralık gönderildi. burda da monaco serüvenindeki gibi 29 maça çıkan saviola sadece 9 gol atabilmişti. bu monaco performansından sadece 2 gol fazlaydı. ancak saviola yine avrupa kupalarındaki iyi formunun ekmeğini yiyecekti. sevilla'nın 2005-2006 sezonundaki uefa kupası zaferinde 13 maçta 6 gol(turnuvanın gol kralı 7 golle basel'li matias delgado'ydu) atarak büyük pay sahibi olarak, barcelona'ya tekrar dönmesini sağlayacaktı. ancak bu son sezonunda 18 lig maçında forma şansı yakalayabilen saviola sadece 5 gol atacak, kral kupasında oynadığı 5 maçta attığı 5 gol ona iyi bir kontrat sunulmasına sebep olmayacaktı. kontratı biterken barcelona'nın saviola'ya ayıp olmasın diye sunduğu komik rakamlı sözleşmeyi saviola reddedince serbest kaldı ve soluğu real madrid'te aldı. burda geçirdiği iki sezon boyunca pek forma yüzü görmedi zira hayvan gibi bir kadro vardı ve oynayacak potansiyeli yoktu. yedek olduğunu bile bile real madrid'e giden saviola 2 sezon boyunca 16 lig maçında sadece 4 gol atabildi. çıktığı 8 kral kupası maçında da fileleri 1 kez sarsabilen saviola, 4 şampiyonlar ligi maçında da gol yüzü göremedi. bu durumda 28 maçta 5 gol atmış olan ve vasatın çok altında bir performans sergileyen saviola için artık çanlar çalmaya başlamıştı. benfica'nın 5 milyon avroluk teklifini kabul eden real madrid, saviola'yı gönderiyordu. istemeye istemeye de olsa la liga'nın yanında esamesi okunmayacak portekiz ligine giden saviola, 3 sezon boyunca benfica formasıyla çıktığı 69 maçta sadece 24 gol atabilmişti. hem de portekiz gibi sadece 3 takımın bayrağının öttüğü, geri kalan takımların da ligte tutunmaya çalıştığı bir ligte eski kankası pablo aimar olmasına rağmen vasatı aşamamıştı. sözleşmesi sona erince, benfica yeni bir sözleşme imzalamaya yanaşmamış ve tekrar saviola serbest kalmıştı. bu onun 2. siklenmeyişi olsa da artık kariyeri iyice çöküntüye gidecekti. geçen sezon malaga'ya imza attı ve burda tekrar toparlanmaya çalıştı. şampiyonlar liginde porto'yu eleyerek çeyrek finale kadar gelip talihsiz bir şekilde finalist dortmund'a elenen malaga'da, çıktığı 6 şampiyonlar ligi maçında 1 golle takımına katkı yapmıştı. ligte de 26 maçta 8 gol atan saviola, çıktığı 4 kral kupası maçında golle buluşamadı. totalde 36 maçta 9 gollük kötü bir performans gösteren saviola ile malaga da sözleşmesini feshetti ve saviola şu an yunanistan'ın olympiacos takımında forma giyiyor. gün geçtikçe de düşüyor. bu yıl iyi bir performans da gösteriyor aslında çıktığı 4 maçta 3 gol attı ama bütün lig boyunca bu performansı gösteremeyeceğinden hem de yunan liginde bile en fazla 2 sezon oynayacağını ordan da arjantin'e geri döneceğini düşünüyorum.

gel gelelim bu adam nasıl abartıldı da bu hale geldi. saviola river plate'te parladığı zaman kadroda ; roberto bonano, diego placente, roberto trotta, mario yepes, eduardo coudet, juan pablo angel gibi isimler vardı. hatta bunlara ek olarak pablo aimar ve andres d'alessandro genç arkadaşları da vardı yanında. yıllardır beraber olduğu, doğduğu büyüdüğü topraklarda, aynı milli takımda oynadığı arkadaşları, bir aile ortamında oynuyordu kısaca. buna ek olarak 2001 yılındaki u-20 dünya kupasındaki hayvani performansı da vardı. 7 maçta 11 gol atarak, turnuva şampiyonu arjantin'in en büyük silahıydı. gel gelelim onun için sonun başlangıcı aynı yıl gittiği barcelona oldu. daha o düzeyde değildi, çok gençti ve çok acemiydi dünyanın en büyük kulüplerinden birine çok büyük umutlarla ve çok büyük paralar harcanarak transfer edilmişti, böyle olacağı belliydi ki hem onun için hem de aimar için.  saviola o kadar büyük bir kaybeden oldu ki 2009'da, 28 yaşındayken milli takımı bırakmıştı. 2008'e kadar 40 kez arjantin milli takımının formasını giyip 11 gol atarak, ülkesinde onun geleceğini merakla bekleyen futbolseverleri hüsrana boğmuştu ki arjantin çok fazla forvet çıkaramayan bu işte başarısız olan bir ülkedir. yaşadıkları hayal kırıklığı baya büyüktü o yüzden. daha 18 yaşındayken esip gürleyen adam, 23'ünde nerdeyse kaybolmuştu. zaten tarih boyunca çıkardıkları en iyi forvet sergio agüero(messi'yi forvet saymazsan) o da henüz 25 yaşında yani. mario kempes, gabriel batistuta ve gonzalo higuain de eklenebilir ancak saviola beklentilerin çok çok altında kalarak, bugün unutulmaya mahkum futbolculardan biri oldu. bugüne kadar çıktığı 444 maçta 151 gol atarak istatistik açısından da ne kadar sınıfta kaldığını görüyoruz."

Herseye ragmen, olimpiakos yerine umut bulutun yanina yedek klubesinde ufak arjantinliyi gormek isterdim ben cimbomda :) adam finishing sonucta!

Saviola yi animsatan kariyer dususuyle bir Baros gelmisti cimboma,ama o Galatasaray'da uzun sure ust duzey futbol oynadi, kariyerinin en guzel donemlerini yeniden gordu.(her ne kadar Baros doneminde Galatasaray hep eksik kadrolar,dandik zihniyet urunu yapilanmalar olusturuyordu. bkz .Adnan polat)

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Turkiye’s Oil Potential: Onshore and Offshore


On the surface, Turkey has everything going for it in oil and gas. Onshore, it’s under-explored with one of the top international shale plays—the Dadas Shale—about to get tested for the first time with new technology.
Offshore there is talk of a Black Sea bonanza.  The country has good governance, full-package infrastructure, easy access to markets and attractive fiscal terms.
But under the surface—in the ground, where it counts—there has yet to be a big discovery to ignite the country’s energy sector, and the share prices of the Canadian and American juniors active there.
BACKGROUND—Big Oil is All Around Turkey
Turkey’s oil production doesn’t tell much of a story. Production is less than 70,000 boe/d, and Turkey imports 90% of its oil and natural gas needs.
Nor is Turkey about proven reserves: It only has about 270 million barrels of proven oil reserves and 218 billion cubic feet of natural gas reserves, so it isn’t exactly Iraq—which borders Turkey to the southeast.

Turkeymap-60 2

Turkey is about close-ology and a recently renewed interest by the majors in the tight oil, or shale oil—the “unconventional” stuff.
In terms of close-ology, there is:
1.     To the North—Black Sea potential.
2.     To the South—27 billion barrel onshore finds like Iraq’s Kirkuk field.
3.     To the East—Azerbaijani oil fields.
4.     To the West—well, this just gets silly.  Look at this list:
a.     22+ billion barrels of oil in Greek waters in the Ionian Sea.
b.     4 billion barrels in the Greek waters of the northern Aegean Sea.
c.     An estimated 7 billion cubic feet of natural gas in one well offshore the Greek-held part of Cyprus discovered late last year.
d.     33+ trillion cubic feet of gas discovered in nearby Israeli waters.
And Turkey knows how to lure investors. It offers foreign oil companies a flat 12.5% royalty tax and a 20% corporate tax rate.
Countries compete for private industry exploration dollars, and one key advantage Turkey has over competing nations—like those in the South American countries where a lot of juniors spend money—is speed in the bureaucracy.
“Approval processes are clear and rapid,” Patrick McGrath, Chief Financial Officer for Anatolia Energy Corp., told OGIB.  Anatolia is exploring for the Dadas shale in southern Turkey.
Turkey has a web of pipelines, refineries and export terminals. Here, there is no question of refinery difficulty or getting product to market.
For pipelines, there is:
  • The Blue Stream system transporting Russian natural gas to Turkey under the Black Sea.
  • The Baku-Tbilisi-Ceyhan pipeline (the longest), which transits oil from Azerbaijan.
  • Kirkuk-Ceyhan pipeline (the largest), which transits oil from northern Iraq.
  • The planned Samsun-Ceyhan crude oil pipeline which will run from Turkey’s Black Sea province of Samsun to the Turkish Mediterranean hub at Ceyhan.
Six operating refineries can produce 714,275 bpd—yet there’s only 58,000 bopd of internal production.  The southwestern port at Ceyhan is becoming a major regional energy hub, with several new refineries already permitted.Combine this with the most favorable financial terms in the region and the infrastructure to get oil to market, and  Turkey should be an energy hotspot.  It just needs a big discovery.  The majors are working offshore, and majors and juniors are working onshore.OFFSHORE POTENTIAL—To the North AND to the South
State-owned Turkish Petroleum Company (TPAO) estimates there are up to 10 billion barrels recoverable in the Black Sea.
Turkey’s offshore hopes have been hit as BP’s Black Sea exploration failed to find any oil reserves in the marine regions off the northern Turkish coastline, though exploration continues. In late 2010, Chevron temporarily withdrew and a year later Exxon packed up in two areas after exploration yielded no finds.
But offshore exploration potential to the west remains attractive because of its geography: It adjoins Israeli, Cypriot and Greek waters where massive finds ALSO include:
  • 232+ million barrels of oil and another 1.8 trillion cubic feet of gas discovered off Tel Aviv in March
  • Turkey has also started exploratory drilling for onshore oil and gas in the Turkish north of Cyprus
This has also created some geopolitical tectonics.
Turkey has threatened war if Greece drills any further into the Aegean. And a deal struck between Israel and Greek Cyprus has Turkey worried that it will never benefit from its “share” of Cypriot gas. The Turks invaded Cyprus in 1974 and the island has since been split between the Greek zone (two-thirds) and the Turkish zone.
In early November, the Turkish authorities warned foreign oil and gas companies that they would be banned from participating in new oil and gas projects in Turkey if they cooperated with Greek Cypriot offshore drilling plans. This is a direct response to the Greek Cypriots awarding four Mediterranean Sea gas concessions.
The problem here is that the Turkish Republic of Northern Cyprus—and Turkey proper—claim the same rights to these concessions. Everyone is eyeing this Aphrodite field greedily as it sits next to Israeli waters that hold gross mean gas resources of more than 33 trillion cubic feet.
Turkey warned military action last year, but Greek-held Cyprus is supported by the United Nations, and the Turkish-held part is not recognized internationally.
- Jen Alic, guest editor
PS: With one of the top shale oil prospects in the world, Turkey’s potential is as big as the Barnett Shale in Texas. Geologically it’s just like the Woodford shale in Oklahoma.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Exploration & Production Story



0. Formation of Reservoir




1. Exploration process




2. Production Stage

a) Drilling and installation



onshore drıllıng



offshore drilling example


b) Wellhead to separation facilities

Full field development  acc. to reservoir crude oil specifications.








c) Enhanced Oil recovery



19 Mayıs 2014 Pazartesi

Galatasaray 2013/14 sonuc


Bu sezon cok iyi baslamıstı aslında. Emirates cup,Super kupada Feneri yenmek gayet iyi bir baslangıctı.Ama Fatih terim var olan problemleri alınan güzel skorlar nedeniyle unutuyordu.takımın eboue-dany-chedjou-riera defansıyla bazı hazırlık maclarında 3 ortalama gol yemesini unutuyordu. kronikleşen sol bek sorunu,ebouenin istikrarsızlıgı, 6+0+4 rezilliği.
yönetim ve fatih terim bu olasılıkları göz ardı edip adeta transfer yapmadan sezona başlandı .(Bruma hariç)
alınan üstüste deplasman beraberlikleri. Real madrid maçında, eboue-dany-chedjou-riera  müthiş oyunuyla (!) Türkiye'ye gelmiş en iyi kalecilerden biri olan muslera'nın düştüğü durum:// Ronaldonun gol krallığına ilk maçtan adım atması...Fatih terimin garip milli takim kahramanligina soyunmasi...

Bilmiyorum,bu sezon acayip inişli çıkışlı geçti. Ama hiç kimse çıkıp sezonun ilk yarısında Drogba top oynamadı demesin,lütfen. Adam Sneijder ile beraber resmen takımı ayakta tuttu.Juventus'u beraber elediler :)
ne yazık ki ikinci yarı Drogba'nın isteksizliği,Chelsea macından sonra ortadan kaybolması ve Dünya kupası öncesi SSKya vurması,benim gibi çoğu Galatasaraylıyı çok üzdü.
Mancini evet iyi bir taktisyen,ama çok uzun süre çözemedi Galatasay'da ne olup bittiğini.nokta atışı transferler yapılamadı.takımı gençleştirmek adına. Telles,Veysel,Koray önemli transferler oldu. Ama Hajro,Salih,umut,oguzhan tutmadı. Ben Ontiverio'dan da çok ümitliydim ama ne yazık ki istenilen düzeye gelemedi (6+0 bulan ocgunun da bundan katkısı yatsınamaz)

iç sahada farklı galibiyetler,derbilerin hepsinde üstün oyun,Türkiye kupasındaki alınan kritik maçlar...Şampiyonlar liginde bazı maçlarda iyi performans sunu gosteriyorki Galatasaray resmen bu yıl maç seçti. Kritik maçların hepsinde iyi oynadı ama deplasmanda rize,antalya,konya,kasımpaşa maçlarında inanılmaz goller kaçırdı..6 pastan ,bu maçlarin hepsinde, 2 gol kaçırdı.
TT arenadaki kayserispor malubiyetiyle de zaten lig gitmiş oldu.
Mancini bir dönem toplarlayamadı ne yapsa olmadı.Takım olamadı,saldıramadı Galatasaray ,Avrupa'dan an elenince,bütün motivasyon kayboldu ,bir anda.

Bazı şansızlıklarda oldu Hamitin müzmin sakatlıgı,burak ile umutu seri baglasan Drogbanın yarısı etmezler ama o Drogba 36 yasında ve oynuyamadı herhafta artık ...
 Genç yetenek,oyun sikisinca  oyunu kanatlara acabilecek,dunya kupasına gitmesi kesin gozuyle bakılan Brumanın siktiri boktan bir kupa macında sezonu kapatması..kara haberdi resmen..
Musleranın en kritik Fener deplasmanı ve Real -kopenhag deplasmanlarında olmaması ve çaylak Eray'ın yedigi hatalı goller.
Aynı şekilde kanat alternatifi Aydının da yine kupa macında sezonu kapatması adeta bu yılın ugursuz bir yıl olacagını gösteriyordu.

Melonun insanlık dışı hırsı,performansı. Sneijderin kendini aşması,Inter gunlerindekini animsatan çok klas goller atması,tek başına takımı sırtlaması. Musleranın herzaman ki formunu koruması.

Bence bizim takım 4-3-3 oynatabilecek sag sol kanat driblingci adamlarına sahip degil Sneijder cok akıllı 10 numara pozisyonun adamı. sol acıkta oynarken karşı karşıya kaçırdıgı golleri düsünün..Adam winger degilki...o depardan sonra cok yoruluyor haliyle.Bruma iyi dönebilirse bi nebze oynayabiliriz ..ama Buraktan winger vs olmaz arkadas.
Ayrıca Melo DMC,Selcuk CM ehh idare eder ama Yektanın oynadıgı pozisyana Yaya Toure ,Appiah,Gerard vari oyunun 2 yönünde de kral futbolcu koyamadıkca bu yılki gibi sizin 4-3-3 ortası kevgir olur.Selcuk ta trafik polisi gibi arkadan kovalar elemanları. (Hakan calhanoglu mukemmel bir transfer olurdu yapılabilirse ama cok zor)

Gelecek sezon gelen 5+3+0 dangalaklıgıyla ligde sampiyonluk Cimbom için yine cok zor.muslera-melo-telles-sjneider-yabancı forvet 5 ediyor zaten.... (chedjou+bruma 7 oldu ,artık bi kisi Hajro-ontivero mu olur,kimi alırlar kontenjana sıkıntı buyuk)

ve daha defansın gobegine saglam birisi ( ömer toprak almak imkansıza yakın,serdar taşçı da mümkün gibi durmuor,,chedjou oynayınca fena degil ama süreklilik yok,götü dayayıp şampiyonlar ligine gidemessin,yedek olur ancak)
kroniklesen sagbek sorunu (sabri-veysel-hamit anca TRde günü kurtarabilirler,,kimi koyacaklar oraya cok merak ediyorum...sıkıntı cok buyuk) ortasahadaki CM adamı Hamit-yekta-emre colak iyi oynadı varsayıyorum ha bu arada(ya da Turk vatandasi bir maestro bulacaklar???)

yabancı forvet cok yaslı olmayan son vurusu cok klas olan (Baros,Klose,Dzeko ayarında) devamlılıgı olan tek -cift forvet oynayabilecek,topu alıp sırtı donukte iş yapabilen bir adam lazım. en az 5-6 milyon euro eder.
defansta en az 5-6 milyon eder. box to box ortasahada 6 milyon de. 18milyon etti.
bir tane yerli sag bek alternatifi, bir tane yerli genc forvet alternatifi (muhammet demirci gaziantep--tanju /oktay vari gol kokluyor adam)
toplam da nerden baksak 22 milyon euro civarı para yaptı. Allah tan sampiyonlar ligine direk gidiyoruz.
yillik 10 milyon euroda forma reklamindan (Samsung etc) baglasalar.
Elden cıkarılan Amrabat-dany,,kiralık hajro-ontivero filan az bir rakam Galatasarayın eline gecer.
giden Drogba dan 5 milyon euro,eboueden 2.5 milyon euro  maaş düş...10-8 = 2 giden yabancıdan daha 2 milyon euro düş. maaş bütcesi biraz rahatlar.

Ama bu 5+3 işiyle cimbomun işi çok zor. Avrupada ait oldugu yerde akıllı-nokta transferlerle yine biseyler yapar (2.tur vs) ama ligde sampiyonluk ,takım kimyasının ve sezon bası hazırlıgın iyi yapılmasına baglı bence..
Ayrıca Mancini tekrar rotasyon takımı yapıp herhafta birilerinin yerleiyle oynarsa,Türk futbolcusu bu yapıyı zor kaldırır.


3. yıl ustuste sampiyonlar ligine katılmamız cok onemli ..kale-DMC-10 numara pozisyonlarımız hala saglam. iyi bir defans oyuncusu iyi bir MC ve cok iyi son vurusu iyi bir forvetle (Burak yılmaza nazire) enseyi cok karartmayız.

PS: sag bekte kim ne maymunluklar yapacak gelecek yıl cok merak ediyorum.
Tüpçü başkanlığı bırakınca da normal insanların yönettiği orta düzey bir avrupa ligine döneriz,inşallah.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

ukrayna'da neler oluyor


Ukrayna: Batı ile Doğu’nun arenası
Ceyda Karan

Ukrayna, üzerinden hayal kurulabilecek bir diyar değil maalesef... Ne yüzyılımızın genç isyankâr ruhlarının özgürlük ve refah ideallerinin filizleneceği bir diyar; ne de dünyanın neo-liberal gidişatına direnenlerin sosyalizmin o eski kulağa hoş gelen eşitlik, sosyal adalet ruhunun canlanabileceği... Ukrayna, batısı ve kuzeyini Avrupa; doğusu ve güneyini ise Rusya’nın şekillendirdiği bir arena. Siyasi tercihler bir yanda, ekonomik sorunlar öte yanda... Nüfusun Avrupalı olarak refah içinde yaşamayı arzulayan kesimi bir yanda, Moskova’ya yönelimden hoşnut kesimi öte yanda.. Ve işin gerçeği şu ki, 21. yüzyılda medeniyet bileşkesi kuramamanın bedeli bölünme ile ödenebilir.

 
MAVİLER VE TURUNCULAR

Bu aslına bakarsanız ikinci deneme. Son yaşananlar, bu ülkeyi yakından izleyenler için deja vu hissi yaratıyor. Başkenti Kiev’in protestocuların ‘Euromeydan’ diye andığı ‘Bağımsızlık Meydanı’nda kasım sonundan beri hâkim renk, Rusya’yı sembolize eden ‘mavi’den Ukrayna milliyetçiliğini sembolize eden ‘turuncu’ya döndü. Tıpkı 2004’teki gibi... Ancak ‘mavi’nin sessiz sedasız üstünlük sağlaması için altı yıl yetmişti. Fark şu ki, 2004’teki ‘turunculaşmada’bölünmüşlük daha az anılırken, bugün ana tartışma ekseni...

Protesto hareketi emellerine ulaştı. Bedeli en az 77 genç insanın hayatını yitirmesi ve başkent Kiev’in savaş alanına dönmesi oldu. Yanukoviç, 2004’te sandıkta hile yaptığı iddiasıyla başlayan ‘Turuncu Devrim’le rakibi Viktor Yuşçenko’ya yeniden düzenlenen ikinci turda yenilmişti. Yuşçenko daha sonra yüzde 5’lere düşüp silindi. Yanukoviç ise 2010 seçimlerinde ana üssü olan Doğu’daki desteğiyle yeniden başa geldi. Ve bu kez gençliğin başını çektiği isyan ile gidecek gibi. 63 yaşında eski Sovyet ulaştırma yetkilisi olan Yanukoviç’in saldırıdan iki kez hüküm giymişliği var. Oligarklarla göbek bağı, nepotizmi ve baskıcı yönetimi eksik değil...

Sokaktaki barışçı gençlerin hayalleri büyük ama liderleri 2004’tekinden farksız. Kiminin geçmişinde yolsuzluklar, kiminin yabancılarla derin bağlar, kiminin 1930’ların ruhunu aratmayacak milliyetçilik ve militarizm var..

 
ANLAŞMA NE DİYOR, NE OLABİLİR?

AB arabuluculuğunda imzalanan anlaşmanın ana hatları, geçici birlik hükümeti kurulması, bu yıl içinde seçimler ve devlet başkanının yetkilerini sınırlandıran 2004 anayasasına dönülmesi. Parlamento anlaşmayı derhal onayladı. Berkut ismi verilen özel birliklerle kan döken İçişleri Bakanı Vitali Zaharçenko görevden alındı, ceza yasası 2010’da seçimi kaybetmiş Yulia Timoşenko’nun hemen salıverilmesinin sağlayacak şekilde değiştirildi.

AB arabulucuları Almanya, Fransa ve Polonya dışişleri bakanları ‘tanık’ olarak imzalarını koyarken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yolladığı arabulucu Vladimir Lurkin ‘imzasını esirgedi’. Yanukoviç anlaşma sonrası, “Barışın tesisi için atamayacağımız adım yok. Erken seçimlere öncülük edeceğim” dedi. Onun elini sıkmış olan Klitschko daha sonra Euromeydan’da bu yüzden özür dilemek zorunda kaldı.

İki tarafı da memnun edemeyen anlaşma çöpe atıldı. Parlamentonun azil girişimine bakılırsa, Yanukoviç devri sona erdi. Peki, bu kavga ‘burada bitebilecek mi’?

 
ASIL EKONOMİYE BAKMALI

En mühimi ekonomi. Rusya, Ukrayna’nın 2014’te ayakta kalabilmesi için 15 milyar dolarlık kurtarma paketinden vazgeçecek mi? Yahut ahalinin donmaması için ucuz doğalgaz anlaşmasını sürdürecek mi?

Son kaosta AB’nin mali yanını ihmal ettiği bir anlaşma ile Kiev’in kapısını çalması da rol oynadı. Oysa protestoları tetikleyen Doğu Diyalogu çerçevesindeki İttifak Anlaşması, Ukrayna’nın askerî anlamda Batı’ya kaymasına zemin hazırlamayı ihmal etmemişti. Peki, AB kesenin ağzını açabilecek mi?

ABD ise reform karşılığında paradan bahsediyor. IMF’nin yeni programı devreye girebilir. Ama Ukrayna parlamentosu, yönetimi ve ekonomisi normal bir ülke gibi işlemiyor. Eski programlar doğru düzgün yürütülmüş değil. Ukrayna’nın yüzde 7,7’lik bütçe açığının finansmanı, enerji fiyatlarının aşamalı ayarlanması gibi zorlu meseleler var.

 
PUTİN’İN TAKTİK ÇEKİLMESİ..

Ve Rus lideri Vladimir Putin... Taktik olarak çekilmiş görünüyor. Peki, Ukrayna’yı ayrılmaz parçası gördüğü Avrasya Birliği planlarında geri adım atacak mı? Unutmamalı ki, Putin soğukkanlı geri çekilmeyi bilen ve bir sonraki hamlesini düşünen bir ‘satranççı’.

 
Ukrayna dediğimiz diyar...

“Biz, tüm kardeşler, Kazak ulusundanız...” Ukrayna milli marşı işte bu sözlerle sona eriyor. Kimlik krizi pek çok ülkede tarih ve demografiyle tetikleniyor. Ukrayna da azade değil. Kiev diye andığımız diyar daha Moskova kurulmamışken Rusya’nın ilk başkenti. Kazaklar bu topraklarda at koşturmuş. Yani aslında Rus azınlık demek de çok doğru değil. Zira ülkenin doğusu ve güneyinde Sovyet halklarından hatırı sayılır bir nüfus da yaşamakta.

Bölünmüşlük Ukrayna’nın Doğu Slav ahalisinin adeta kaderi. Bütünleşme çabalarıyla geçen 19. yüzyılda Ukrayna’nın büyük kısmı Rus imparatorluğuna katılırken, kalanı Avusturya-Macaristan imparatorluğunu seçer. 1. Dünya Savaşı ve 1917 Ekim Devrimi’yle çalkalanan bu coğrafyada, Kara Ordusu’yla devrimci köylülere öncülük etmiş ünlü anarşist Nestor Mahno’dan anımsayacağımız ‘bağımsızlık’ rüyası filizlense bile ülke iç savaş sürecinde Polonya ile Bolşevikler arasında sıkışır. 1922’de Ukrayna Sovyeti’nin SSCB’ye katılmasıyla 20. yüzyıl sonuna dek sürecek Moskova hâkimiyeti başlar. Bu aynı zamanda Stalin’in emriyle 1930’larda 680 bin aydının öldürülmesi ile köylülüğü dönüştürme amacıyla girişilen sanayileşme politikalarının bedelinin ‘büyük kıtlık’ta 10 milyona yakın insanın canıyla ödendiği bir dönem. (Elbette bugün Ukrayna’daki Rus karşıtları ‘büyük kıtlığı’ ‘soykırım’, Holodomorolarak anarken, aynı bedeli bütün Sovyet halklarının ödediğini anımsamamayı tercih ediyor.) Nitekim Ukraynalılar 2. Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı kahramanca dirense de‘bölünmüşlüğün’ tezahürü Nazilere desteğin de eksik olmaması. Velhasıl 1950’lerden sonra ülke SSCB’nin ağır sanayi merkezlerinden biri olurken, çöküşle birlikte 1991’de nihayet gelen bağımsızlık bölünmüşlüğü giderebilmiş değil.

 
Madalyonun iki yüzü..

Ukrayna’yı salt ‘Euromeydan’ odaklı okuma öne çıkıyor. Batı medyasında tarihÎ ve demografik yapıyı hesaba katan nadir örneklerden birisini Washington Post’tan Max Fisher, ‘Ukrayna’da olup bitenlerin iki farklı öyküsü. İkisi de doğru’ başlıklı analizi ile verdi. Bu analizden yola çıkarak madalyonun iki yüzünü aktaralım.

 
BATILILARIN BAKIŞ AÇISI...

Ukrayna’da yaşananlar demokrasi ve AB yanlılarının yolsuz ve otoriter hükümete başkaldırısı. Ukrayna’ya dair bilgisi az olanların kolaylıkla benimseyeceği versiyon bu: “Yanukoviç 2004’te sandıkta hile ile kazandığı seçime isyan edilince geri adım attı. Yeniden yapılan ikinci turda kaybetti. Böylece Turuncu Devrim gerçekleşti. Fakat 2010’da yeniden seçime girip kazandı, giderek daha yolsuz ve otoriter oldu. Kasımda AB İttifak Anlaşması’nı reddedip Rusya’dan 15 milyar dolarlık kurtarma paketini tercih etti. Böylece ülkesini sattı. Protestolar başladı. 16 Ocak’ta protestoları kısıtlayan, basın özgürlüğünü rafa kaldıran ve baskıyı artıran yasayı, lideri olduğu Bölgeler Partisi’nin oy çokluğuyla parlamentodan geçirdi. Polisiye tedbirlerle kan dökülmesine yol açtı.”

 
DOĞULULARIN BAKIŞ AÇISI..

İkinci versiyon tarihÎ ve sosyolojik açıdan sistematik bir bakış sunuyor, bunu daha ziyade siyaset bilimciler ve analistler aktarıyor: “Ukrayna ulusal kimlikler üzerinden zaten bölünmüş bir ülke. Yanukoviç, ülkenin doğusundan, anadili Rusça. 2010’da Doğu Ukraynalıların oylarıyla seçildi. Krizin başında yumuşak davrandı, başbakanını görevden aldı, güvenlik güçlerinin aşırı şiddetine karşı soruşturma başlattı. Ama Rusya’nın ekonomik yardımını kabul edince kendisine karşı ‘darbeye girişildi’. Aşırı sağcılar ön saftaydı. Anketlere bakılırsa AB ile anlaşmayı halkın yüzde 43’ü destekliyor. Rusya ile gümrük birliğine destek de sadece yüzde 30. Protestocular Yanukoviç’in Rusya’ya meyletmesine kızıyorlar. Fakat AB anlaşmasını kabul etse, kendi seçmen tabanını yitirecekti.”
 

Kim bu muhalifler...

21. yüzyıl teknoloji çağı. Ülkeler sızıntılar olmaksızın politika icra edemez hâlde. Ukrayna’daki anlaşmanın perde arkası da derhal yansıdı. AB arabulucusu Polonya Dışişleri BakanıRadoslav Sikorski, resmî beyanında anlaşmayı “İyi bir taviz. Barışa şans veriyor” diye andı. YouTube’a düşen görüntülerinde ise muhalefete “Bunu desteklemezseniz olağanüstü hal olacak, ordu olacak ve hepiniz öleceksiniz” derken yakalanıverdi.

Peki, Sikorsky’nin tehdit ettiği muhalifler kim?

» Yulia Timoşenko: Eski Sovyet coğrafyasından çıkan en etkili kadın lider. 52 yaşında.‘Margareth Thatcher’ ile kıyaslanıyor, lakabı ‘demir leydi’. Ukrayna dilinde ‘kadın’ anlamına gelen ‘Vona’ da deniliyor. Ancak çok tartışmalı bir figür. Ülkenin merkezindeki sanayi kenti Dnipropetrovski’den. Doğalgaz işletmesinden 1999’da Devlet Başkanı Leonid Kuçma’nın başbakan yardımcılığına yükseliyor. 2001’de kovulmuşluğu ve doğalgaz kaçakçılığı ithamıyla kısa süreli hapse girmişliği var. Yandaşları ‘bağımsızlık ve Avrupa geleceğini’ savunduğu için hayran. Lanetleyenleri ise onu ‘siyasi oportünist’ diye tanımlıyor, 1990’lardaki çalıp çırpma dönemlerindeki hızlı zenginleşmesini öne çıkarıyor. Turuncu Devrim sonrası 2009’da başbakanken, Rusya ile yaptığı doğalgaz anlaşması makamını gölgeledi, 2011’de görevini kötüye kullanmaktan 7 yıl hapse mahkûm edildi. AB davanın siyasi olduğunu savunarak bırakılmasını istiyor. 2010 seçimlerinde kılpayı farkla Yanukoviç’e yenilmişti. Timoşenko isyana hapisten öncülük etti. Lideri olduğu ‘Babavatan’ (Batkivshchina) partisi, hapse girdiğinden beri Arseni Yatsenyuk tarafından yönetiliyor.

» Arseni Yatsenyuk: 2000’lerin başında Viktor Yuşçenko’nun ‘Turuncu Devrim’hükümetinde ekonomi ve dışişleri bakanlıklarını yürüttü. Değişim Cephesi’nin lideri.Timoşenko’nun ‘Babavatan’ partisinin parlamento liderliğini üstleniyor. 39 yaşındaki siyasetçi yolsuzluklarla mücadele ve AB perspektifi sunuyor. Aslında 2009’da Timoşenko ile Yanukoviç arasında fark olmadığını söylemişliği var. 2012’de ise Babavatan ile ittifakı seçti. ‘Genç liberal’olarak anılıyor. Dick Cheney’nin eski asistanı olan Amerikan Dışişleri Bakanı Victoria Nuland’ın Kiev’deki Amerikan elçisiyle konuşurken sızan sözlerine bakılırsa, Amerikalıların öne çıkmasını arzuladıkları isim.

» Vitaly Kiltschko: UDAR (Ukrayna Reformlar için Demokratik İttifak hareketi, kısaltması‘Yumruk’ anlamına geliyor) lideri, yumruklarını kuvvetle muhtemel ki Yanukoviç’ten iyi çalıştırır. Zira iki metrelik dev cüssesiyle eski dünya şampiyonu ağır sıklet boksör. 42 yaşında. Lakabı‘Demir Yumruk’. Başkan adaylığında gözü var. Almanya’da yaşamış, cebinde Alman pasaportu olduğu söyleniyor. Berlin’in favorisi. Kendini neo-faşistlerden ayrı tutuyor. Avrupalılarla dirsek temasındaki kimi Ukrayna oligarklarının bile desteğine sahip olduğu söylenmekte. Nuland’ın Amerikan elçisiyle konuşurken sızan sözlerine bakılırsa, Amerikalılar liderliğini pek de arzulamıyor.

» Oleh Tyanibuk: Svoboda (Özgürlük) partisinin lideri. Ukrayna milliyetçisi neo-faşist ve anti-Semitik lider. Ukrayna’nın Moskova-Yahudi mafyası tarafından yönetildiğini söyleyince 2004 yılında parlamentodan azledildi. Tabanı Kardeşlik ve Sağ Kesim gibi militan Neo- Nazi’lerle hareket ediyor.



» Sağ Kesim (Pravy Sektor): Timoşenko, Klitschko ve Yatsenyuk’un onayıyla kendilerini‘Meydan’ın savunma gücü’ ilan ettiler. Barışçı protestoculardan yöntemleriyle ayrılıyorlar. Sağ Kesim’in bileşimi Trizub, Ukrayna Vatasever’i, UNA-UNSO ve Svoboda’dan oluşuyor. Ukraynaa polisine saldıranlar, en az 60 polisi yaralayanlar onlar. Kuvvetle muhtemel ki, Batılı gazetecilere silahlarla yakalananlar da. Farklı görüşleri taşıyanları ‘hain’ ilan edip cezalandırmaktan söz ediyorlar. Liderlerinden birisi geçen hafta Radio Free Europe’a‘CIA’nin kendilerine gerekirse gerilla savaşı başlatılabileceğini söylediğini’ iddia etmişti. Varılan anlaşma bu grupların elindeki silahları İçişleri Bakanlığı’na teslimi gerekirken, neo-nazi Sağ Kesim ret bayrağı açmış görünüyor.
 

Ukrayna, açık çözümü olmayan ciddi bir sorundur


Riyad Makaev / Doğruhaber / Analiz
 

Kırım, Rusya’ya bağlandıktan sonra Putin’in reytingi ülkede maksimum dereceye yani % 80’e ulaştı. Kremlin, bu vatansever duygu patlamasını ülkenin vidalarını sıkmak, eleştirenleri susturmak ve aynı zamanda Rus toplumunu Batı’ya olan eğiliminden kurtarmak için kullanmaya başladı. Batı, Sovyetler Birliği’ni daha doğrusu komünizmi yıkarken ameliyat sırasında bazı “dikişlerin atmadığı” bugünlerde ortaya çıkmaktadır. Demek istediğim şudur: Belki Komünizm rejimi ve Sovyetler Birliği yıkıldı. Ancak, Rus emperyalizmi sömürgeci zihniyetinden kalan kalıntılar yeniden canlanmaya başladı. 

Ukrayna’daki problem belli bir “siğiller” ile ilgili değil, tüm organizmanın aldığı ortak bir kanser problemidir. Bu problem 1989 yılından beri eski komünist bloğun içinde yer alan tüm ülkelerde var olan ve şimdi tekrar canlanan bir hastalıktır. 

Ukrayna’da baş göstermiş olan problem açık çözümü olmayan ciddi bir sorundur. 

Eski Sovyetler Birliği içinde yer alan toplumların hepsinde bu problemi görmek mümkün. Rusya bunu gayet iyi analiz etmiş ve kendince “tedavi metodu” uygulamaktadır. Komünizm yıkıldıktan sonra toplumun önüne sürülen çözüm ve antibiyotik “Batı Demokrasisi” oldu. Ancak genlere işlemiş olduğu komünizmden kurtulmak için bu “antibiyotik” çok tesir göstermemiş olsa gerek. Tüm bu ülkelerde aklanma operasyonu daha doğrusu kemoterapi uygulaması gerekir. Belki “saçlar dökülür kel gözükür” ama toplum daha özgür ve daha bağımsız olabilir. 

RUSYA SOVYET TARZINA DÖNÜŞ YOLUNDA
 

Rusya, Sovyetler Birliği’nden dağılan ülkelerdeki bu virüsü yeniden harekete geçirmeye çalışıyor. Batı, Ukrayna gibi ülkelere vaad ettiği demokrasi ve özgürlük reçetesini yazarken asıl problemin teşhisinde hata yaptı. Bugün AB ve ABD’nin çok yavaş hareket etmesinin nedeni problemin tam muhtevasını bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. Post Sovyet ülkelerinde, adeta Rus ajanlar gibi, hala Rus yanlısı düşünen siyasetçiler, düşünürler ve hatta iş adamları vardır. Rusya istediği zaman bunları destekleyerek ülkenin iç siyasetine müdahale edebiliyor. 

AB ve ABD Rusya’ya karşı ekonomik ve siyasi yaptırımlar uyguluyor. Rusya’nın en büyük şirketlerinden “Gazprom”un petrol bölümü ABD’nin yaptırımlarının olası güçlendirilmesi karşısında alıcıları için dolar yerine avro ile sözleşme imzalamak için hazırlık yapıyor. VTB Yönetim Kurulu Başkanı, ‘Rus ihracatçıları ruble ile ödeme yapmayı düşünmeliler’ dedi. Avrupa Birliği ve ABD’nin ekonomik yaptırımları etkisini göstermeye başladı. Moskova dışındaki bölgelerin bütçeleri tükenmiş durumda. 

Krasnodar bölgesi ve Soçi kentinin mali durumu Olimpiyat yatırımları sonucu olarak daha yoğun olmuştu ve şimdi Moskova’ya bağımlılığı artmıştır. Ülkenin diğer bölgeleri bu tatsız durumdan uzun zamandan beri zaten muzdarip durumda. 

Rusya’nın Kırım ilhakı ile girdiği siyasi durum Rusya’nın gelişen gayrimenkul piyasasını da önemli ölçüde durdurdu. Rusya’nın ekonomik olarak büyümesi yavaşladı ve ruble düşmeye başladı. Dolayısıyla Rusya’nın Kırım ilhakı ve Batılı yaptırımları ile başlayan süreçte Rusya’nın ticari emlak piyasası çok ciddi bir düşüşe geçti. Herkes Ukrayna ile ne olacağını bilmek istiyor. Ancak, Ukrayna konusu her gün şaşırtmaya devam ediyor. Son günlerde Doğu Ukrayna’da baş gösteren ayaklanmalar yine Moskova’nın kararnameleri ile hareket edildiğinin göstergesi. Belki tüm göstericiler Moskova’dan alınan talimatlarla hareket etmiyorlardır. Ancak Doğu Ukrayna’da Rus yanlısı göstericilerin başlattığı olaylar açık biçimde Ruslar’dan destek alındığının kanıtıdır. Çünkü ortak söylemleri, Rusya’ya bağlanmak istedikleridir. 

UKRAYNA İÇİN KAOS AN MESELESİ
 

Doğu Ukrayna şehirleri Kharkov, Donetsk, Lugansk’ta göstericiler hükümet binalarını ele geçirirken, Ukraynalı yetkililer Rusya’nın Rus nüfusun çoğunlukta olduğu bölgede ayrılıkçı duyguları körüklediğini ve eylemcileri el altından desteklediğini ve Doğu Ukrayna’yı istikrarsızlaştırmak için uğraştıklarını söylüyorlar. Göstericilerin büyük bir bölümünü Rusya oluşturmuyor ise de Ukrayna’da binlerce Rus gönüllüsü olduğu bir gerçektir. Eski Kremlin danışmanı Sergei Markov’a göre, gönüllüler olası bir çatışma söz konusu olursa eline silah almak için hazırlar. Bir doğu Ukrayna işgali ve Rusya tarafından ilhak düşüncesi, Rusya’da “Levada-Center” şirketi tarafından yapılan bir ankete göre, Rus halkı arasında önemli bir desteğe sahip. 

Doğu Ukrayna’daki senaryo tıpkı Kırım senaryosuna benzemektedir. ABD şimdiye kadar Ortadoğu üzerinde yoğunlaşmış idi. Ukrayna gibi bir ülkede böylesine bir gelişmeyi hiç düşünmemişti. Rusya Doğu Ukrayna için olası bir askeri müdahale senaryolarını görüşürken, ABD bilmediği bölgelere hiç girmez ve uzaktan yaptırımlar ile ve siyasi baskılarla müdahale etmeye bakar. Ancak Rusya şimdiye kadar tüm ekonomideki düşüşlere ve hukuki suçlamalara rağmen kimseyi takmadan bildiği gibi ilerlemeye devam ediyor. 

Batı, Ukrayna’da patlak veren meselede yıllarca karıştırdığı Ortadoğu’nun ve karıştırmak istediği Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayacaktır. Batı ile Rusya’nın savaşında Müslümanlara belirleyici bir güç olma fırsatı doğmuştur. Ancak Müslümanların kendi aralarındaki belirsizlik ve dağınıklık yine bu savaşta belirleyici rolü oynamaya müsaade etmeyecek gibi.
 


17 Şubat 2014 Pazartesi

Only Lovers Left Alive




Jim Jarmusch mükemmel bir mizansen yaratmış. Entellektüel,depresif,karanlık,güzel alternatif müzikler...
Komplike,derin bir hikaye anlatılmıyor filmde.. ama hayatta öyle değil mi,çok komplike planlar,beklentilere pek gerek yok :) anı olduğu gibi yaşıyorsun,hissediyorsun.


Vampir çiftimiz çok bohem. biris Tanca'da yaşıyor,diğeri Detroit'te. (Gece detroit'te araba yolculukları nasıl bir mizansendir) Kablo takıntısı,şeçilen plakların izleyende yaptığı etki,filmin başlangıcının insanı heycanlandırması.

film çok iddalı görünmeden ,insanın üzerinde büyük etki bırakıyor. Bir hikayeyi anlatıyor,hem de çok güzel,büyük laflar etmeden. Müzisyenlerden,bilim adamlarına,efsane kitaplara 150 yıllık modern dönemlerin pinorlarına bir de selam çakıyor.

Tilda swinton,Tom Hiddleston çifti cuk oturmuş..beyaz&siyah..tam olarak böyle..Mia Wasikowska'da tam rolune oturmuş,yırtık dondan fırlar gibi çıkıp :P

2013'ün en çok beklenen filmlerindendi,boşuna değilmiş. alternatif,bohem bir vampir hikayesi,gerzekliğe kaçmadan,iq seviyesini ve stili gayet üst düzeyde tutup hikayesini anlatan bir film.

filmin soundtrackleri de efsanevi,filmi izlemeden tam olarak anlaşılamıyor ama filmle beraber mükemmel bir harmoni oluşturuyor.








18.yüzyıl klasik müzisyeni ,günümüzde yaşasaydı elektro çalar mıydı? Evet çalarmış ;)

9/10

23 Ocak 2014 Perşembe

Top 10 oil&gas companies 2014


Las 10 petroleras más grandes del mundo


De las 10 empresas más grandes del mundo, por su volumen de ingresos, ocho son petroleras o están directamente vinculadas al sector de crudo o gas, según la revista Fortune.  
Sólo tres compañías en el planeta facturan más de 400 mil millones de dólares (mdd) por año. Una de ellas es Wal Mart y las dos restantes sonExxon Mobil y Royal Dutch Shell, ambas petroleras. Así, podemos darnos cuenta de la importancia económica que tienen estas empresas.
En verano de 2012 la revista Forbes elaboró un ranking de las 10 empresas petroleras más grandes del mundo, en función de su producción combinada diaria de petróleo y gas.  Pemex se encuentra en el puesto número ocho, pero ¿sabes cuáles son las petroleras más importantes? 

1-Aramco

La empresa es propiedad de la Familia Real de Arabia Saudita. Su producción diaria suma 12.5 millones de barriles de petróleo (mbp), lo que la convierte en la petrolera más grande del mundo. Su facturación supera los mil mdd al día  y su yacimiento petrolífero más extenso es Ghawar, del que extrae cinco mbp por día, según cálculos de la empresa de análisis y consultoría Wood Mackenzie (WM).

2-Gazprom

La paraestatal de Rusia, Gazprom, es la primera empresa del mundo en producción de gas natural. Su administración depende directamente delKremlin y sus ganancias anuales superan los 40 mil mdd. La empresa se ha erigido como el principal proveedor de gas natural en toda Europa y su capacidad le permite extraer 9.7 mbp al día, según WM.
No obstante, Lukoil y Rosneft son dos empresas de energía rusas que también se encuentran entre las primeras 20 empresas petroleras o de gas más importantes del mundo, aunque en el caso de la primera es de propiedad privada, la segunda es controlada por el Gobierno.

3-National Iranian Oil Co.

La empresa pública de petróleo de Irán extrae cada día 6.4 mbp. Turquía y la India se encuentran entre los mayores consumidores de crudo iraní, junto con varios países europeos. La mayoría del petróleo producido por la National Iranian Oil Co. es exportado a través del estrecho de Ormuz, por donde pasa 20% de todo el petróleo consumido en el mundo.
Irán es el cuarto país exportador de petróleo, con cerca del 5% de cuota de mercado a nivel global, sólo por detrás de Arabia Saudita, Rusia y Estados Unidos.

4-Exxon Mobil.

La empresa norteamericana reportó durante el último año ganancias por valor de 40 mil mdd, aunque su volumen de ventas es de 400 mil mdd, aproximadamente. Exxon extrae 5.3 mbp por día y tiene proyectos de exploración y explotación conjuntos con algunas de las principales empresas del sector, entre ellas la rusa Lukoil.

5-PetroChina

El Estado chino controla a este gigante petrolero, así como a Sincopec y CNOOC, tres de las más grandes empresas de energía en el gigante asiático. En la actualidad, la producción de PetroChina supera los 4.4 mbp por día. Sin embargo, expertos aseguran que su capacidad crecerá hasta rivalizar con la rusa Gazprom, debido al potencial de reservas de shale gas (gas de esquisto) que se augura para los suelos chinos.
Aún así, China ha pasado de ser un exportador de crudo a importarlo, cuando en la década de los 90 su demanda comenzó a superar a su producción.

6-BP

British Petroleum es una las empresas petroleras más antiguas en el mundo. Fue fundada en 1909 por empresarios británicos tras su interés en el crudo iraní. Originalmente se denominaba la Anglo- Persian Oil Company. A la fecha, extrae 4.1 mdp por día y tiene presencia en más de 80 países, aunque sus oficinas centrales se ubican en Londres.  La empresa cotiza en el mercado bursátil FTSE 100 Index, de Inglaterra, y tiene un valor de mercado de 81 mil millones de libras esterlinas.  Su facturación en 2011 alcanzó 386 mil mdd y su ingreso neto alcanzó los 25 mil mdd, según cifras oficiales de la empresa.

7-Royal Dutch Shell

La anglo-holandesa, caracterizada por sus colores rojo con amarillo, tiene su sede central en La Haya,Holanda y produce 3.9 mbp por día. Por su nivel de facturación, Shell era la segunda empresa más grande del mundo, pues supera los 470 mil mdd, según cifras oficiales del 4T de 2011. Aunque, según CNN Money, ya ocupa el primer puesto del ranking mundial, por encima de Wal Mart. Su beneficio neto en el último ejercicio superó los 30 mil mdd y emplea a más de 90 mil personas en todo el mundo.

8-Pemex

La empresa paraestatal mexicana se posiciona en el octavo lugar del ranking gracias a una producción estimada en más de 3 mbp por día. El yacimiento más importante por producción de Petróleos Mexicanos sigue siendo Cantarell, en el Estado de Campeche.
Sin embargo, tras un nuevo hallazgo en el Golfo de México, la producción de la empresa podría aumentar, así como su porcentaje de reservas probadas, que en la actualidad supera el 100%. Su facturación se ubica por encima de los 100 mil mdd, emplea a cerca de 140 mil personas y es el principal contribuyente de impuestos del Gobierno Federal, con cerca de un tercio del total recaudado. Pemex es la segunda empresa más grande del mundo que no cotiza en un mercado bursátil.

9-Chevron

Tras la adquisición de Atlas Petroleum por valor de cuatro mil 300 mdd en 2010, la empresa deCalifornia Chevron entró en el ranking de las 10 petroleras más importantes del mundo, según Forbes. La compañía produce 3.5 mbp por día. Su facturación superó los 253 mil mdd en 2011, según datos oficiales, y sus ingresos netos se acercaron a los 27 mil mdd. La compañía norteamericana emplea a 62 mil trabajadores y es una de las petroleras más jóvenes. Fue fundada en 1984, aunque su predecesora, la Pacific Coast Oil Company encontró el yacimiento de Pico Canyon, al norte de Los Ángeles en 1879 y, posteriormente, una concesión para buscar crudo en Arabia Saudita llevó a los petroleros de california al descubrimiento de Ghawar, el yacimiento petrolero más extenso del país árabe.  

10-Kuwait Petroleum Corporation

Con una capacidad de extracción de 3.2 mbp, la empresa kuwaití nacionalizada en 1975 por el Gobierno de ese país, es la número 10 del ranking. Esta compañía fue originalmente fundada en 1934 por las empresas antecesoras de Chevron y BP. En 1990, la ocupación iraquí de sus campos petroleros desató la primera Guerra del Golfo Pérsico. A través de su subsidiria Q8, la compañía tiene operaciones en varios países de Europa, en particular Holanda, Bélgica y escandinavia.  
Cabe destacar que de las 10 primeras empresas de la lista, seis son de propiedad pública, mientras que sólo cuatro son privadas.

16 Ocak 2014 Perşembe

Finans oyunu +Altın vuruş


Önce kağıt dolarları verip dünyadan malları alıyorlar.Sonra da doları değerlendirip daha fazla faiz almaya çalışıyorlar.
Borsada da,kurda da süper çıkış zamanı tutturuyorlar (ya da yaratıyorlar)

Geriye kalan fillerin altındaki çimen misali halk-enflasyon-durulma oluyor.